elimizde acının kehribar tesbihi ki kayıp durmakta parmaklarımızdan ey şair yine bölük pörçük anlattın yine eksik bıraktın bir şeyleri gün devrilmekte ama sen tutmamışsın acımızın çetelesini sen sus artık, bize bundan sonrasını dövüşen anlatsın ey tarih, aç solgun yapraklı defterini ve oku hayatımızın parçalanmış hikayesini
madem iyisin anladık iyisin, ama neye yarıyor iyiliğin?
seni kimse satın alamaz, eve düşen yıldırım da satın alınmaz anladık dediğin dedik, ama dediğin ne? doğrusun, söylersin düşündüğünü, ama düşündüğün ne? yüreklisin, kime karşı? akıllısın, yararı kime? gözetmezsin kendi çıkarını, peki gözettiğin kimin ki? dostluğuna diyecek yok ya, dostların kimler?
şimdi bizi iyi dinle: düşmanımızsın sen bizim dikeceğiz seni bir duvarın dibine ama madem bir sürü iyi yönün var dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine iyi tüfeklerden çıkan iyi kurşunlarla vuracağız seni sonra da gömeceğiz iyi bir kürekle iyi bir toprağa.
yaşamak güzel şey doğrusu üstelik hava da güzelse hele gücün kuvvetin yerindeyse elin ekmek tutmuşsa bir de hele tertemizse gönlün hele kar gibiyse alnın yani kendinden korkmuyorsan kimseden korkmuyorsan dünyada dostuna güveniyorsan iyi günler bekliyorsan hele iyi günlere inanıyorsan üstelik hava da güzelse yaşamak güzel şey çok güzel şey doğrusu.
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğruna. işte yüzünde badem çiçekleri saçlarında gülen toprak ve ilkbahar. sen misin seni sevdiğim o kavga, sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Ankara vurulmuş bileklerime dumanlı hava, kurt kapanı, ciğerparem yaşayanlar unutmadı geçen kışı dumanlı hava, kurt kapanı, ciğerparem ilkyaz mı bu hani nerde Ankara cılk yumurta akı, kına yakısı sürgün hızı sürgün hızı yürektedir kavuniçi buğday tanesi, yanık yarası koş bire doru at koş bire doru at sürgün hızı yüreğime tak eder ben böyle Ankara'yı neyleyim sürgün hızı yüreğime tak eder doymadım doymadım adını anmağa oy benim canımın canı canım doymadan doymadan Ankara'ya oy benim canımın canı canım