1. hayattaki araçları amaç haline dönüştürdükçe bu sefer de bu amaçlar uğruna bir araç olmaya başlıyor insan ve asıl amacını kaybediyor. amaçlaştırdığı araçlara daha fazla bel bağlıyor ve bunları en azından bir tatmin aracı, ulaşılacak yeni bir amaç olarak kullanmak istiyor ama elde ettikçe daha da çok tatminsizlik hissediyor, kazandıkça daha da çok kendinden kaybediyor. sonra bir heves uğruna amaçlaştırdığı bu aracın ne denli içi boş olduğunu anlayıp, bunun uğruna heba ettiği ömrünün kahrına düşüyor ve işte o zaman hayatı tam anlamıyla amaçsızlaşıyor. yapmayınız...
    T: iç dökme başlığı
    #8597 konf300 | 2 yıl önce
    6kavram 
  2. Hayatı deneyimlemek.
    Evrendeki yerini, küçüklüğünü idrak etmek.
    Evrenin sadece insanlar için var olmadığını kavramak.
    Başka canlılar ile uyum içinde yaşamayı öğrenmek.
    Üretmek, tüketmek ve paylaşmak arasındaki dengeyi anlamak.
    Hem hayatla, hem de ölüm ile barışmak.

    Daha ötesi yok bence.

    Mesela benim bir süperkahraman olup insanlığı kurtarmak gibi bir amacım yok. İnsanlık güzeldir hoşdur ama bene na. Ne halleri varsa görsünler.

    Geriye bir iz bırakmadan yitip gitmek istiyorum. Bir eser, bir bilgi birikimi bırakasım yok. Adım anılsın istemiyorum.

    Tahminen 110 milyar kadar insan yaşayıp ölmüş. Hepsinin adını anmaya bir insan ömrü yetmez. Geride bir iz bırakma çabası ukalalık gibi geliyor.

    "Evren insan için yaratılmıştır" da aynı ukalalık. Çok küçüğüz. Çok kısa ömrümüz var. Böbürlenmek Komik geliyor. Kainat güzeli yarışması gibi komik.

    Acılar yaşadığım oldu. Mutluluklar yaşadığım oldu. Sevdim, sevildim, terk edildim terk ettim. Canım yakıldı, can yaktım.

    İyisiyle kötüsüyle ortalama bir insan hayatı yaşadım. Herkes gibi.

    Herkes gibi öleceğim ve hiç kimse olacağım. Ben doğmadan önceki hiçliğim gibi hiç olmak istiyorum. İyi ya da kötü kimse anmasın beni.

    Mezarım olmasın mesela. Çok saçma değil mi mezar denen şey? Ölmüşüm lan mezarım mermerden olsa ne olur, olmasa ne olur ?

    Önemli biri değilim. Hayata çok anlam aradım. Kendim ile ilgili çok hayal kurdum. Farklı olduğumu düşündüm, öyle hissettim ve bunu düşünmek beni mutlu etti.

    Yok. Farklı değilim. Ben var ya, o dışarıdan görünen beden değilim. Bunu çok geç idrak edebildim. Beden çok güzel bir makine. Ürkütücü, korkunç bir teknoloji ürünü. Ama sahip olduğum sağlığım "ben" kaynaklı değil. Zekamı "ben" yapmadım. Ben "zekam" da değilim. Geçici bir bilinç durumuyum ve bilincimin var olduğuna da emin değilim.

    Descartes "düşünüyorum öyleyse varım" demiş ya. İyi demiş ama ya "düşünüyor ve tam olarak 'öyle' düşünüyor olmam kaçınılmaz bir sürecin sonucuysa?

    O zaman ben gerçekten ben miyim?

    Bilemedin sen descartes. Doğru cevap "Düşünüyorum öyleyse en az bir varlık var, ve belki bunlardan bir tanesi benim." olacaktı.

    Anladın mı? Anlamadıysan sorun yok gerçekten. Descartes da anlamamış.

    Bir hayat yaşadım ve bir tek sonuca ulaştım. Sıkı tutun şimdi söyleyeceğim. Ama bak, bu benim doğrum. "Ben" Her ne demekse işte.

    Soruyorum.

    "Hey, sen! Oradaki ölümlü. Kendinle, kendin gibi bir insanla, kendin gibi insanlarla sonsuza dek yaşamaya hazır mısın?"

    Bu kadarına ulaşabildim en son. Yaşadım. Yürüdüm, geldim ve bu noktadayım. Biraz daha yürüsem değişir belki.

    Ama şimdi bunu düşünüyorum. Ve dostum, bunu gerçekten çok istiyorum. Eğer ölümden sonra bir hayat varsa umarım herkese eşit başlangıç şansı verirler ve kendi gibi insanlarla sonsuz yaşam hediye ederler. İyi mi? Bilmem?

    Umarım gürültü yapan komşuma gürültü yapan bir komşu denk gelir ve sonsuza kadar geceleri uyuyamaz. Bence çok adaletli bir cehennem. Aslına bakarsanız cehennemde ceza çekmeleri de umurumda değil. Niye biliyor musun ölümlü insan? Bu ukalalık. Kimseye ceza verecek kadar üstün biri değilim.

    Tek isteğim benden uzak olmaları.

    Umarım kedilerin mama kabını döken insanlar da benden uzakta kendileri gibi insanlarla birlikte yaşarlar. Mutlu olurlar belki. Ama sonsuza kadar bir kedi sırnaşmasının mutluluğunu yaşayamayacaklar ve neyi yaşayamadıklarını bilemeyecekler.

    Ölümsüzlük var mı gerçekten? Sonsuz hayat?

    Belki hem evet hem hayır. Bak bir örnek vereceğim.

    Elimde bir cetvel var. Bunun üzerinde yürüyen bir karınca. Bu benim. Zaman çizgisi üzerinde yürüyen bir karıncayım. Cetvelin son santimetre çizgisine geldim ve önümde bir santimetre var.

    Bunu yürüyebilmem için önce yarısını yürümem lazım.

    Yarısını yürüyebilmem için onun da yarısını yürümem lazım.
    ...
    Sonsuza kadar uzatabilirim bu zenon paradoksunu.

    Anlıyor musun? Ömrümün son saniyesini sonsuz bir hayat olarak yaşama ihtimalim var.

    Kendimle baş başa. Benim gibi biriyle sonsuza dek baş başa.

    Hey, sen! Ölümlü! Evet evet sen. Sonsuzluğunu kendin gibi biriyle paylaşmaya hazır mısın?

    Evet. Yürüyüp geldiğim nokta bu. Hayatın amacı. Bu soruyu "evet" olarak cevaplamayı öğrenmek.

    Bu benim geldiğim nokta. Ben eğer varsam.

    Sen, Ölümlü. Senin amacın ne? Eğer gerçekten varsan. Kimsin gerçekten?

    "Gerçek" ne?







    #8616 laylomcu | 2 yıl önce
    1kavram 
  3. "İlerlemenin bedeli mücadeledir; eskiye karşı yeninin, ölüme karşı yaşamın, geçmişe karşı geleceğin mücadelesi."

    mücadele etmediğin her şeyde birilerinin istediği gibi yaşamış oluyorsun. hayatın bir amacı olmalı evet. bir gün öleceğiz ve ardımızda ne bıraktığımız nasıl yaşadığımızla ilgili. rusya'da devrim günlerini anlatan bir kitapta geçiyordu, "bir gün bile yaşamak yarınımızı belirler". elbetteki o yaşamın içine ne sığdırdığımızla alakalı olarak yarın nasıl yaşayacağımızı bizden sonra gelenlere ne bırakacağımız önemli. ve evet insanca yaşam. sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz. başka türlüsü mümkün değil.
    #8618 katre | 2 yıl önce
    0kavram