Diğer sözlüklerdeki nickini burada almayıp kendisine tertemiz bir sayfa açma niyetinde olan yazarlarımıza denk gelince "ulan kim acaba bu, tanıyor muyuz?" Diyorum içimden ama zamanla tanışacak olmamız yüreğime su serpiştiriyor.
Dün içimdeki küçük bir cin 1 km ötedeki bir markete gitmemi, sağdaki kasada saçını at kuyruğu yapmış kızın olduğu kasadan piyango bileti almamı söyledi.
Hangi numaraların olacağını da söyledi. markette piyango bileti satılıp satılmadığını da bilmiyordum.
whatsapp grubunda arkadaşların da gazıyla evden çıktım. markete yürüdüm.
Tarif edilen Kızı o kasada buldum. numaralar iki ayrı biletteydi ikisini de aldım. Biletlerin fotoğraflarını da beni gitmeye teşvik eden arkadaşlara gönderdim.
Cin bana dedi ki "biletleri senin kontrol etmene gerek yok arkadaşların kontrol edecek" 3 - 4 gün sonra anlarız durumu. ben bakmayacağım.
1- Cosplay olabilecek kıyafet ile gittim kimse anime izlemiyormuş çok kırıldım
2- sarhoş oldum. Eve kadar bir gözümü kapatarak araba kullanıp geldim. İki gözü açınca yol duble yol görünüyor.
3- bugün yılbaşı. Hindi yenir ama tek insan başımayım. İki tane tavuk söyledim. Biri kediye biri bana. Hak etti çocuk . Bir sene kıtır kıtır o mamaları yedi. Mis gibi tavuk yesin.
4-şarap hazır ama içmiyorum. Çünkü ayık kalıp kapıyı açmam gerek çünkü tavuk siparişi verdim ve kedinin tavuk hakkı var. Bunu hak etti.
5 - camdan bakıyorum çünkü lanet kapı zili çalışmıyor.
6- Erol Taş halt etmiş. Tavuk nasıl yenir kediye göstereceğim. Babalar kızlarına öğretmeli. İkinci tavuk bunun için var.
7- ölürsem mirasımı kediye bırakacağım ama mal varlığından an itibarı ile İki tavuk eksildi. Üzgünüm kızım.
8 - seviyorum ulan !!!
9 - yarın biri bana entry nasıl silinir öğretirse sevinirim . Bugün öğrenecek kafa yok.
yakın zamanda covid test sonucu pozitif olan biriyle temas halinde oldum. test yapmaya da korkuyorum. bir hafta sonra finallerim başlayacak. ama çevremdekilerle yakın temasta olmaktan kaçıyorum.
doğum günümde kendime pasta alıp çayla beraber gömüyorum ve gün boyunca küçük emrah moduna giriyorum. geçen sene 64 liraya pasta alıp isyan etmiştim bu sene 150 tl olmuş :)
Bir arkadaşın hoşlandığı bir adam vardı. Adam yurt dışında yaşıyor, mesajlaşıyorlar.
Adam buna bir fotoğraf gönderiyor, evinin penceresinden çekmiş..
arkadaş da adama sürpriz yapıp o adrese bir hediye göndermek istiyor.
Benden fotoğrafın çekildiği yerin adresini bulmamı istedi ve buldum.
Arkadaş doğrulamak için adresi sormuş. Adamın son sözleri "oha" olmuş ve sırra kadem basmış.
hacı abi, burayı okuyacağını hiç sanmıyorum ama olur da okursan. olayın sorumlusu benim. kız ajan falan değil. ben de değilim. internet ortamında böyle işler kolay.
ayrıca ne çeviriyorsun bilmiyorum ama erkek erkeğe bir konuşmamız lazım. yüzüstü bırakıp gitiğin kız çiçek gibi insan evladı.
"İnsanda kırılmaz bir gurur bir de iyiye ve güzele olan düşkünlük varsa zor bir hayat ortaya çıkıyor. "
bu cümle hayatımı iyi şekilde özetiyor aslında. haklı olduğumu düşünüyorsam eğer hiç geri adım atmıyorum. bu da uzlaşmacı olmamı engelliyor. insanların benden uzaklaşma sebebi de bu olsa gerek.
bazen de "lan bu sebeple mi küsmüşüm?" deyip olayı unutuyorum. ama bu sefer de artık ne oluyorsa karşı taraf özür bekliyor. ben anlamadım bu işi...
galiba en iyisi japonlar gibi pokerci insan ilişkileri kurmak. takacaksın maskeni, "evet" diyeceksin ama aslında "hayır" diyeceksin, aynı ortamda bulunmadıktan sonra dış çevreye dahil insanla muhatap olmayacaksın.
diğer insanlarda oluyor mu bilmiyorum, ama müziğin ciddi anlamda kalbimde etkisini hissediyorum. ama her müzikte olmuyor bu. çoğunlukla klasik müzikte denk geliyorum buna. rock müzikte sadece unlucky morpheus'un son albümünde biraz hissettim. o da vokal fuki'nin ve kemancı jill'in yeteneği sayesinde.
bu durum yeni bir şey değil aslında. kendimi bildim bileli var.
mesela bazen kalp atışlarım çok hızlanıyor bazı eserlerde, ateş basıyor falan... sanki böyle birisi kalbimi okşuyormuş veya kalbime iğne batıyormuş gibi hissettiğim de oluyor.
bir de bu durumu belirli ses aralıkları daha fazla tetikliyor. hatta oturup, analiz falan yapmıştım en çok hangi ses aralığı beni etkiliyor diye. sonuç olarak minör ikili ve dorian modunun beni etkilediğine kanaat getirmiştim.
ben ne güzel kendimi klasik müziğe vermiştim, nereden aklıma esti "ya bu gitar da boş yere duruyor evde, boş yere durmasın. az gitar da çalayım" demek... şimdi kemanın zorluğundan kaçıp gitara koşuyorum. olmadı bu...
bu aralar eskiden sevdiğim rock şarkılarını dinleme sebebim de bu gitar olayı aslında.
rock müziği bırakma sebebim ise hayat görüşümle dinlediğim şarkılar arasındaki makasın açılmasıydı. şu aralar ise gündelik hayatın akışına uyabilecek hristiyan şarkıları bestelemeye çalışıyorum.
bir x kişisinin seks hayatını dinlemektense, bir hristiyanın yaşadığı tecrübeleri dinlemeyi tercih ederim şahsen. ama işte bu tarz şarkılar yok. kimse yazmamış. ya ilahi bestelemişler ya da seküler şarkılar. ama mesela bir hristiyanın düşünce dünyasına dair hiç şarkı yok. ciddi anlamda büyük bir boşluk aslında.
hristiyanlar da 7/24 ilahi dinleyen insanlar değil. arada bizim de hristiyanca seküler şarkılara ihtiyacımız oluyor.
son günlerde keman çalışmak epey angarya geliyordu. sırf derslere verdiğim para boşa gitmesin diye çalışıyordum. sadece kemandan değil, avrupa sanat müziği'nden de epey uzaklaşmıştım. sebebini günlerce düşündüm bunun.
anladım ki, aslında ben kemana ve onun temsil ettiği kültüre epey yabancıyım. avrupa'dan çok asya ile ilgileniyorum çünkü. evet, hristiyan olmama rağmen avrupa'ya ilgim sıfır.
bu sebeple şimdi "erhu falan mı öğrensem acaba?" diyorum.* ya da bambu flüt falan.