yüksek ihtimalle hindistan'da bulunan, ne kadar eski olduğu konusuysa net olmayan spor dalı. bu konuda çeşitli görüşler olsa da milattan sonra 7. yüzyılda oynandığını ve milattan sonra 1. yüzyılda satrancın benzer versiyonunu oynandığını biliyoruz.
satranç zamanla hindistan'dan iran'a, iran'dan arabistana yayılıyor ve popüler bir oyun olmaya başlıyor. endülüs'ün ispanya'ya girişi üzerine tüccarlar ve askerler sayesinde avrupa'nın her yerine yayılıyor. uzun bir süre ağır ve monoton bir oyunken bazı kuralların ve taşların hareketlerinin değişmesi (vezirin daha güçlü bir taş olması, piyonların başlangıçta 2 kare çıkabilmesi gibi) üzerine daha hızlı ve saldırgan bir oyun halini alıyor.
satranç bilinen ilk ustalarını ve açılışlarını 16. yüzyılda ortaya çıkarıyor. portekizli damiano ve ispanyol ruy lopez, 17. yüzyılda italyan greco satranç açılılarına bugün bile üst düzey turnuvalarda kullanılan ispanyol açılışı ve italyan açılışı'nı, 18. yüzyıldaysa fransız philidor ise philidor savunması fikrini satranca kazandırıyor.
19. yüzyılın yarısında ise satranç modern anlamda ilk büyükustalarını kazanıyor ve üst düzey turnuvalar bu dönem düzenlenmeye başlıyor. anderssen, morphy, rubinstein ve steinitz bu önem öne çıkıyor. 1886 yılına geldiğimizdeyse wilhelm steinitz, rakibi zukertort'u 10 galibiyet, 5 beraberlik ve 5 mağlubiyetle yenerek ilk dünya şampiyonu oluyor.
steinitz ve paul morphy satranca ''konuma göre uygun plan yapmak ya da konumsal satranç'' anlayışını kazandırırken, 2. dünya şampiyonu ve bu ünvanı en uzun süre koruyan (27 yıl) emanuel lasker satrancın sadece yapılan hamlelerden ibaret olmadığı, aynı zamanda en rahatsız edici hamlenin, en iyi hamle olmasa bile kazandırabileceği fikrini kazandırmıştır.
satranç teoride ve pratikte ilerlemeye başladıkça yıllar içerisinde kendi oyun tarzını geliştiren oyuncular ortaya çıktı; satrancın saf yeteneği olan capablanca, saldırgan ve agresif oyunuyla bilinen alekhine, fedaları ve izlemesi zevkli oyun tarzıyla tal, kırılmaz savunmasıyla ''iron'' lakabını alan petrosian gibi birçok isim öne çıkmıştı.
2. dünya savaşının sona ermesiyle birlikte abd ve sovyetler arasında başlayan soğuk savaş satrancın özellikle abd ve sovyetler'de popüler olmasını sağlamıştı. özellikle rusların satranç teorisine inanılmaz bir katkı sağladığını, hatta ilk amerikalı satranç dünya şampiyonu olan bobby fischer'ın ingilizce satranç kaynaklarını yetersiz bulup rusça öğrendiğini belirtmek lazım.
satranç dünya şampiyonları yıllar içerisinde değişirken ağır fakat konumunun mükemmel işleyişiyle tanınan karpov ve açılış teorilerine büyük katkısı olan kasparov öne çıkıyor. son yıllarda ise anand, kramnik, topalov ve son 7 yılın dünya şampiyonu olan magnus carlsen öne çıkıyor.
son yıllarda satrancın en çok eleştirilen yönü olan bilgisayar analizleri ile çoğunlukla berabere biten oyunlar bazıları için satrancın sonunun geleceğini, yıllar sonra satrancın sadece acemi-orta düzey oyuncular için oynanan bir spor olacağını düşünmesi pek de doğru değil. eski dünya şampiyonu fischer tarafından açılış teorilerinden uzaklaşıp daha zevkli bir satranç sunmayı amaçlayan fischer satrancı ya da chess960 olarak bilinen, başlangıç konumunda piyonların yerlerinin değişmediği, şahın ve aletlerin belli kurallara göre dizildiği satranç günümüzde gayet popüler durumda. hatta birkaç gün önce uzun yıllar sonra kasparov böyle bir turnuvada yer aldı.
özetle satrancın kolay kolay popülerliğini kaybetmeyeceğini, tersine halihazırda varolan ve ortaya çıkacak çeşitli türevlerle satrancın popülerliğinin günden güne artacağını düşünüyorum.
bu girdiyi yazarken wikipeida, yasser seirawan'ın satrançta kazandıran oyun felsefesi adlı kitabından ve bazı internet sitelerinden yardım aldım.
stefan zweig tarafından yazılan bir öykü. öykünü konusu ise kafası satrançtan başka bir şeye çalışmayan ve satranç şampiyonu olan bir adam ile esareti sırasında sadece satranç kitabı okuyarak geçiren, satrancı takıntı haline getiren bir adamın hikayesini anlatır. bu iki adamın yolu bir yolcu gemisinde kesişir ve aralarında bir satranç maçı tertip edilir.