Siyasetten bağımsız düşünmemek gereğiyle beraber; entelektüel birikime ilaveten sanat, kültür yatırımı açısından günümüze kıyasla çok daha yüksek düzeyde ve tercih edilebilir bir ülke konumunda idi. şöyle ki;
sadece 1993 senesinde türkiye'deki konserler:
26 mayıs - guns n' roses 20 haziran - elton john 25 haziran - metallica 2 temmuz - sting 13 eylül - bon jovi 17 eylül - scorpions 23 eylül- michael jackson 7 ekim - madonna
üniversite mezunlarının en büyük hayali memur olmak olan, buna rağmen her ile çok lazımmış gibi üniversite açılan ülke.
adam/kadın mesela sanat tarihi okuyor. sonra yaptığı iş memurluk. bilgisayarda yazı yazmak için üniversite okumaya ne gerek var ki? "ben sanat tarihi okudum, bu fontu kullanamazsın bu dilekçede" falan mı diyecek?
"küçük amerika olalım" deniyor da, ben abd'de devlet memuru olmak için kasan birini görmedim oradaki arkadaşlarım arasında. mesela bir arkadaşım tavuk yetiştiriyor, minik bir çiftliği var. birisi benim gibi ticaret elemanı. birisi de anaokulu öğretmeni (özel). bu üçünden de hiç "keşke devlete girsem" gibi bir söz duymadım bugüne kadar. "küçük amerika" olacaksan özel sektörün gelişmiş olmalı. yok ama işte o bizde. mühendis de asgari ücret alıyor, depocu da.
Aslında obezite sadece Türkiye'de değil, Avrupa ülkelerinde bile çok ciddi bir sorun durumunda fakat dikkate alınması gereken önemli bir nüans var, bu noktada bir parantez açmazsam olmaz. Genel olarak Avrupa ülkelerinde ekonomik durumlar iyi oluyor, alım gücü yüksek oluyor ve insanlar sağlıklı yaşamın ne olduğunu biliyor, bilincinde oluyor fakat istedikleri her şeyi tüketmeyi, istedikleri gibi yaşamayı kendileri istiyor, kendileri tercih ediyor. Türkiye'de ise durumlar 360 derece farklı. Türkiye'de toplumun büyük çoğunluğunun ekonomik gücü yerlerde, bununla birlikte yine toplumun ezici çoğunluğu sağlıklı yaşamı bırak, en temel beslenme bilgilerini bile bilmiyor, tükettikleri şeyin ne olduğundan bile bihaber olarak yaşıyor.
Ek bilgi: Areda Survey tarafından yapılan, Türkiye toplumunun sağlıklı bir yaşam için nelere dikkat ettiklerini inceleyen bir araştırma var. Katılımcıların %34,2'sinin sağlıklı yaşam için yaptığı tek şey sağlıklı beslenme imiş. Ardından %31,7'lik kısım geliyor. Bu kısım ise sağlıklı yaşam için sadece yürüyüş yaptığını belirtmiş. Bununla birlikte %4,8’lik kısım düzenli olarak yüzme, boks, güreş, futbol veya voleybol gibi fiziksel aktiviteleri yaptığını belirtmiş, %29,3'lük kısım ise sağlıklı yaşam için hiçbir şey yapmadığını, hiçbir çaba sarf etmediğini belirtmiş.
Böyle bir toplumun, "Avrupa'nın en obez ülkesi" sıfatını hak etmesi o kadar da şaşırtıcı olmazdı, öyle değil mi?
yiyecek-içecek haricinde doğru düzgün kültür ürünü bulunmayan ülke. galiba hiçbir şey olmayınca sadece yemeğe kasmışlar.*
tabii bu yemek olayı coğrafya ile ilgili elbette. bir japon'dan et ağırlıklı yemekler yapmasını bekleyemeyiz mesela. ama orta doğu coğrafyası yeme-içme konusunda gerçekten bir çok coğrafyaya göre önde.
bir defa şarap ve bira bu topraklardan çıkmış, daha ne olsun?
olmaz öyle saçma şey'de çok güzel özetlenmiş bu durum:
dünya savaşlarında hep kaybeden tarafta olan ülke.
tamam ikinci dünya savaşı'na, savaş bitmeden 1-2 gün önce kazanan tarafta girdik. ama savaşın başlarında girmiş olsaydık, muhtemelen macaristan gibi nazi yancısı bir ülke olacaktık. ondan sonra gelsin sovyet işgali.
bu sebeple üçüncü dünya savaşı'ndan hiç umutlu değilim. kesin yine kaybeden tarafta olacak bu ülke. hatta sanki çin-rusya ittifakına yancı olacağız gibi bir his var içimde.
Dünyanın en saygın tıp dergisi olarak kabul edilen "The Lancet" dergisinde yayımlanan bir makaleye göre 2022 senesinin ilk yarısında 1.402 doktorunu kaybetmiş ülke.
2012 senesinde sadece 59 hekim, yurt dışında staj yapmayı sağlayan iyi hâl belgesi almak için Türk Tabipleri Birliğine (TTB) başvurmuş. 2022 senesine geldiğimizde ise senenin sonuna kadar yaklaşık 3.000 doktorun iyi hâl belgesi alması bekleniyormuş, bu da Türkiye’yi terk eden doktor sayısında 2012’ye göre 50 kat artış anlamına geliyor.
"Ekonomi" ve "şiddet" olmak üzere iki faktör var. Şiddetin de bir faktör olduğu belirtiliyor fakat asıl sıkıntının ekonomik sıkıntılar olduğu belirtiliyor. Doktor maaşının satın alma gücü, şu anda 2003 senesindekinin 1/3'ü durumunda imiş.
Branşlara bakıldığı zaman ise ağırlıklı olarak anestezi, acil bakım, kulak burun boğaz ve jinekoloji branşlarından kayıp yaşanıyormuş.
Sorun yok, onların yerlerine geçecek bir sürü Afgan, Suriyeli, Pakistanlı var nasıl olsa, öyle değil mi? Zaten çoktan başlanılmış buna, internette basit bir araştırma ile ulaşılabiliyor, istihdam listeleri var, neredeyse tamamında yabancı kişilerin adları ve soyadları yazıyor.
Dünya üzerinde İngilizce eğitimi veren ve bu dilin yeterliğini ölçen "English First" (EF) isimli örgütün toplamda 112 ülkeyi ve bölgeyi kapsayan son raporu olan "EF İngilizce Yeterlik Endeksi 2021" (EF English Proficiency index 2021, EF EPi 2021) raporunda 478 puan ile "low proficiency" yani "düşük yeterlik" kategorisine dâhil olarak Avrupa bölgesinde 34'üncü, dünya genelinde 70'inci sırada yer alan ülke.
Avrupa bölgesinden toplamda 35 ülke katılmış. Avrupa bölgesinde sonuncu sırada ise Azerbaycan yer alıyor. Dünya geneli sıralamasına baktığımızda ise Hollanda, 663 puan ile "very high proficiency" yani "çok yüksek yeterlik" kategorisine dâhil olarak dünya genelinde 1'inci sırada yer almış.
Neyse ki Afganistan, Suriye gibi ülkelerin dâhil olduğu, raporun en düşük kategorisi olan "very low proficiency" yani "çok düşük yeterlik" kategorisinde yer almamışız. Bu da bir başarıdır galiba? Ayrıca daha kendi ana dilini bile bilmeyen bir toplum için gayet iyimser bir sıra olmuş 70'inci sıra.
sözde bilgi kirliliğini önlemek için yasa çıkartılan, ama inanılmaz bir bilgi kirliliğiinn içerisindeki ülke.
olayların aslını bir 50 yıl sonra falan öğreneceğiz herhalde. belki mehmet ali birand gibi bir gazeteci "erdoğan'lı yıllar" diye bir belgesel çeker de orada görürüz aslında neler olup bitmiş.
Bugün saat 16.00 sıralarında İstanbul kentinin Beyoğlu ilçesinde bulunan İstiklal Caddesi'nde bir patlama meydana gelen ülke.
İstanbul Valisi Ali Yerlikaya şöyle bir açıklama yapmış: “Bugün saat 16.20 sıralarında Beyoğlu ilçemiz, Taksim İstiklal Caddesi’nde bir patlama meydana gelmiştir. Olay yerine emniyet, sağlık, itfaiye ve AFAD ekiplerimiz sevk edilmiştir. Can kaybı ve yaralılarımız bulunmaktadır. Gelişmeler kamuoyuyla paylaşılacaktır.”. İlgili paylaşım: twitter.com/... .
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise şöyle bir açıklama yapmış: “İstiklal Caddesi’deki patlama ile ilgili Emniyet ve Sağlık ekiplerimize yardımcı olunması, korku ve paniğe yol açabilecek paylaşımlardan uzak durulması zaruridir. İlgili tüm ekipler bölgede, sağlıklı bilgilendirme yapacağız.". İlgili paylaşım: twitter.com/... .
Şu an duygularımı, aklımdan geçenleri, gerçekleşmesini istediğim şeyleri buraya döksem yüksek ihtimalle Meta Sözlük'ün 9'uncu kuralına aykırı bir girdi olur, hukuki bir suç barındırır, sonucunda da girdi, yönetim ekibi tarafından silinir. O yüzden yazıyı biraz yumuşatmak zorundayım. Alın, ne idiği belirsizleri, cihatçıları, bombacıları, istediğiniz herkesi ülkeye sorgusuz sualsiz almaya devam edin. Umarım bir gün bu patlamaların hedefi, o ne idiği belirsizleri ülkeye alıp ülkenin amına koyan, zaten tarihinde hiçbir zaman huzur bulunmayan ve hâlâ huzurlu olmayan ülkeyi daha beter durumlara getirenler ve bunları gerçekleştirenleri utanmadan, sıkılmadan destekleyenler, şakşaklayanlar olmaz!
"Alım gücüm yükselsin.", "Paramın değeri artsın." demek yerine kazandığı asgari ücretin artmasını isteyen ülke.
Şaşmaz, her sene ama her sene aynı muhabbetler, aynı zırvalıklar, aynı gündemler. Maaşına gelen zam, çatalla; aldığı bütün ürünlere ve hizmetlere gelen zam, kamyonla. Bir de buna sevinir, havalara uçar. Her sene ne güzel semerliyorlar ama. Temel sıkıntının, asıl olayın alım gücü, paranın değeri olduğunu anlayana kadar da semerlenmeye devam edeceksiniz. Bu gider, başkası gelir, o da semerler. Semerlenmeye müstahak bir toplum sözün kısası.
mafyaların cirit attığı, hükümetin de iktidarda kalmak için mafyalara ses çıkartmadığı bir ülke.
celal şengör "türkiye afganistan'dır" deyince kızıyordu millet. ama afganistan'da bile bir devlet düzeni var, yasalar var ve yasalar çiğnenemiyor. mafyalaşma sıfır.
"Asgari ücretliye de memura da emekliye de ne verilse haklarıdır. Fakir fukaraya vermek bereket getirir." diyebilenlerin yönettiği ülke.
Bu kadar güleceğim hiç aklıma gelmezdi. Komedi tufanı. Toplumun kendisi ne ki yönetenleri ne olsun? Böyle bir toplumdan ancak böyleleri çıkar, böyle bir toplumu ancak böyleleri yönetir. Dur, 2023'te "DEVAM" diyeyim de bir 5 sene daha semer vurmaya devam etsinler. "Sezar'ın hakkı Sezar'a." demişler. Hakkını vermek lazım, çok güzel taş pardon dalga geçiyorlar, semer vuruyorlar, böylesi bir daha gelmez.
"eğitimli olmak" konusunda ciddi problemler yaşayan ülke.
ülkede bir kısım "ticaret okumaktan daha iyi" diyor, bazıları da "ne yani çocuğumuzu okutmayıp tüccar, sanayi esnafı mı yapalım?" diyor.
nedense bugüne kadar birinin de "hem okusun, hem tüccar olsun" dediğini duydum. oysa ki batıyı batı yapan şeylerden birisi de bu eğitimli tüccar taifesidir. ama ülkemizde nedense "ya biri, ya biri" felsefesi var. çok yönlü olmaya tahammülü yok kimsenin. belki insanların hobisiz oluşu da bundandır.
eğitimli tüccar deyince ilk aklıma gelen kişilerden birisi pavlus mesela. adamın hahamlardan aldığı eğitimin günümüzdeki karşılığı ilahiyat doktorasına falan denk düşüyor.