Tüm dünyada popüler olan eğlence sporlarından biri. Özellikle avrupa'da turnuvalar şeklinde düzenlenenler çok iyi oluyor. Avrupa'dakileri bir dünya kupası geçebiliyor, ona da sanırım demek zorundayım sanki.
Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Herkese Bilim Teknoloji Dergisi'nin 5. sayısı ndaki "Futbol Taraftarlığı Bir Hastalık mıdır?" başlıklı köşe yazısıyla "futbol" denen zırvalığı, hastalığı gayet güzel ve çarpıcı bir şekilde özetlemiş.
Futbol Taraftarlığı Bir Hastalık mıdır?
Trabzonspor-FB maçının son dakikalarını izlerken dehşete düştüm. Bu nasıl bir kin ve öfkedir, nasıl bir hastalıklı ruh hali, nasıl bir kendini bilmezliktir? Federasyonda yetkisi olan biri olsam artık sistematik hale gelen bu terör nedeniyle Trabzonspor’u bu ligden ihraç ederim. Bu aşırılıkları yapanları elbette “normal” göremeyiz ancak sıradan taraftar için de “takım tutmak işi” sağlıklı bir iş midir? Galatasaray taraftarıyım. Onun galibiyeti ile sevinir, istemediğim sonuçlar alınca üzülürüm.
Geçtiğimiz Galatasaray- Fenerbahçe maçını evde tek başıma izliyordum. Galatasaray o kadar mahkûm ve kötü oynuyordu ki, oturduğum yerde sıkıntımdan kıvranıp duruyordum. Oğlum kendi odasından yanıma geldi, kapının eşiğinde benim heyecanımı bir süre izledi sordu:
- Neden sinirleniyorsun tek başına... - Kötü oynuyor bizimkiler... - Ama seni duymazlar ki...
Canımın sıkıntısını daha da arttırıyordu söyledikleri. “Sen ne biçim taraftarsın” diye söylendim. Duymadı, devam etti konuşmaya...
-Sen mi yönetiyorsun ki takımı, sinirlenip üzülüyorsun, sen mi hazırladın takımı maça, ne katkın var ki oynanan oyuna?
Acaba oğlum haklı mı? Koskoca bir adamın televizyon başında tırnaklarını kemirerek maç izlemesi, gol sırasında sevinçten havalara fırlaması bir hastalık mı?
Futbol bizi büyülüyor... Neden?
Çünkü futbol yaşamın kısa bir özeti olduğundan. Kazanma dürtüsü, kazanmak için gerekli birlik ruhu, planlama, dayanışma, performans, doğru taktik, destek, isteklendirme ve elbette şans gibi insanı ve insan ilişkilerini belirleyen birçok değer ve duyguyu harmanlanıyor olduğundan.
Yani yaşamın küçük bir kopyası olduğundan.
Ama kim için yaşamın bir kopyası?
Eğer bu soru futbolcular, yöneticiler, teknik direktörler için ise evet, ama ya taraftarlar? Aslında son derece pasif konumdaki taraftarlar için yanıt evet mi?
Belki de sonu bilinmeyen ve öngörülemez bir film izlemek gibi futbol maçı izlemek. Bir bakıma kötülerle iyilerin mücadelesi denebilir. Her zaman iyiler yani sizin taraf olduğunuz takım kazanamayabilir, yüksek adrenalin yani... Yönetenler için futbol, belki de insanları gerçek yaşam maçlarından uzak tutmak için bulunmaz bir nimettir, kim bilir?
Portekiz diktatörü Salazar, 36 yıl boyunca ülkeyi Fiesta, Fado ve Futbol ile yönettiğini söylememiş miydi?
Ofsayt pozisyonunda atılan haksız bir gol için günlerce tartışan, kavga eden kişilerin toplumsal olaylara duyarsızlığında hastalıklı bir taraf yok mudur?Tek tipleştirilen renksiz hayatların sahte avuntusudur belki de futbol. Belki de bir çeşit “uyuşturulma” halidir. Eğer öyleyse taraftarlık bir hastalık sayılmalıdır, en azından sosyal, toplumsal bir hastalık. Eğer taraftar olmak bir hastalık ise “yandık” demektir. Nitekim ülkemizde yapılan anketler sadece %25’lik bir azınlığın takım tutmadığını göstermiş, yani %75’imiz hasta... Stadyumda ve dakikalarca hakeme “hakem ne oluyor, oran buran oynuyor” diye bağırmak sağlıklı bir aklın işi olabilir mi?
Rakip takımın oyuncuları, teknik direktörü ve yedekleriyle 40.000 kişilik seyirci grubunun grup seks yapabileceğini hayal edip deli gibi bu eylemin tezahüratını yapmak anormal değil midir?
Elindeki cep telefonunu çıldırmış gibi rakip takım oyuncusunun kafasına fırlatmak ile akıl arasında bir ilişki var mıdır?
Tuttuğu takımın iyi futbol oynamasına ve başarılı olmasına fiziksel olarak stadyumda yarattığı atmosfer dışında hemen hiç katkısı olmayan taraftarların “en büyük taraftar, futbolcular sahtekâr” bağırışlarına ne demeli?
Kendi isteğiyle para verip maça giden, gitmediği durumda kimsenin onu zorlamadığı taraftar neden “fedakâr” olsun?
Tuttuğunuz takımın başarısı ile yücelip, başarısızlığı ile küçülmek gibi edilgen bir tavrın gerçek yaşamla uyuşan bir yanı var mıdır?
amerikalılar, ayakla topun çok nadir temas ettiği kendi futbollarını nasıl "football" ile özdeşleştirmişler çok merak ediyorum açıkçası. handball falan deseler anlardım yine...