Müziği, mimarisi, yaşam tarzı vesair her alanda bu tanım bir şemsiye görevi üstleniyor.
Arap ülkelerinin zevk farklılığı etkiledikleri ülkelerde net bir şekilde görülebiliyor. Mesela müzik. İspanyollara gitar olarak geçip canlı bir ton görülürken ülkemizde ise bağlama ve sazı bile arap zevkine yaklaştırıp melankolizmi zirveye taşımış.
Girişik bezeme: "Kelimelerden birtakım arabeskler yapıyor. Bizim bütün divan edebiyatımız işte hep bu arabeskler, bu minyatürlerdir." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Önceleri Arap ezgileri ile başlayan sonra ise ne idiğü belirsiz bir hale bürünen müzik türü. Hele ki sonradan yanına Fantazi ifadesi de eklenince - ki hangi akla hizmet eklenmiş orası ayrı muamma - iyice çığırından çıkarak postmodernizmi bile aşan bir serkeşlik halini almıştır.
canlı resimlerinin çizilmesi yasak olan islam dinine inanan sanatçıların, görsel sanatları yazı temelli oluşturmasıyla temelleri atılan sanatsal terim. köşeli latin alfabesi'ne alışan avrupalı da bunları görünce "ne acayip böyle kıvrımlı kıvrımlı" deyip gördüğü her kıvrımlı deseni "aynı araplarınki gibi" diyerek tanımlamış ve böylece batılı anlamda görsel sanatlarda "arabesk" ortaya çıkmıştır.
şimdi diyeceksiniz ki, bunların orhan gencebay ile müslüm gürses ile nasıl bir ortak paydası var? aslında yine ilk tanıma dönüyoruz. önemli olan arap müziği değil, arap sanatının insanlarda ne uyandırdığı. dikkat edilecek olursa iki beste de bolca iniş-çıkışlara, adeta spagetti gibi yazılmış notalara sahip. işte avrupalı için arabesk budur.