1. meta sözlük'teki 1000. aktif girdimi bu özel başlığa yazmak istedim. yıllar önce üniversitede okurken, hazırlıktan bir arkadaşımla 4 sene sonra tekrar karşılaştığımda "hazırlıktan tanıdığım herkes 4 senede çok değişti. bir tek sen değişmedin. eminim 20 sene sonra karşılaşsak aynı melankoli devam edecek" demişti. bu durum sanırım holden caulfield laneti olabilir.

    holden caulfield, 'in yazdığı adlı kitabın ana karakteridir. yazar, kendisine gelen kitabı film yapma tekliflerini "holden olsa bunu istemezdi" diyerek reddettiği için görsel olarak tanıyamadığımız kişidir. ama kitaptaki tasvirlere dayanarak kendisinin çizimleri yapılmıştır. internette kolaylıkla kırmızı avcı şapkalı resimlerini bulabilirsiniz. bir tanesi de benim şu anda profil resmimde, holden'ın kitapta sıklıkla sorduğu "central park'taki gölet donunca ördekler ne yapıyor?" sorusuna gönderme içerir.

    kitabı bu kadar ünlü yapan, yazıldığı döneme göre oldukça aykırı bir dil kullanmasıdır. tabii biz şimdi o aykırı dile alıştığımız için bize ilginç gelmez, ama o dönemlerde kullandığı dil yüzünden oldukça eleştiri almıştır. (burada ekleme lazım, holden'ı ne kadar çok seversem, holden'ın aslında kendisi olduğu iddia edilen kitabın yazarını da o kadar leş bulurum.) kitapta, holden'ın benim en çok hoşuma giden özelliklerinden biri küçücük olaylardan çok büyük tespitler yapmasıdır.


    -- spoiler --


    "insanlar size hiç inanmıyorlar zaten"

    "hazırlanması beş saat kadar sürdü, o hazırlanırken, ben de pencereye gittim, camı açtım, çıplak elle bir kartopu yaptım. karla harika kartopu yapılıyordu. ama kartopunu atmadım. sonra, atmaya niyetlendim. sokakta duran bir arabaya. ama vazgeçtim. araba orada, bembeyaz, çok güzel görünüyordu. sonra, bir yangın musluğuna nişan aldım, ama o da bembeyaz ve çok güzeldi. sonunda hiçbir şeye atmamaya karar verdim. camı kapattım ve odanın içinde, elimde kartopunu sıka sıka dolaşmaya başladım. bir süre sonra, brossard ve ackley'yle birlikte otobüse binerken kartopu hâlâ elimdeydi. otobüsün şoförü kapıyı açtı ve kartopunu dışarı attırdı bana. ona kartopunu kimseye fırlatmayacağımı söyledim, ama bana inanmadı. insanlar size hiç inanmıyorlar zaten."


    -- spoiler --


    bunun gibi birkaç genellemesi daha vardır holden'ın:
    "insanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyor."
    "bazen yaşıma göre daha olgun davrandığım da olur –ciddi söylüyorum– ama buna kimse dikkat etmez. insanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten."
    "İnsanlar bazen, bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanarlar."
    şu anda aklıma gelenler.


    -- spoiler --


    kitapta holden'ın hayatta tahammül edemediği şeyin ikiyüzlülük, sahtekarlık olduğu defalarca vurgulanıyor. aslında bunu insanların yalnız kalmamak için sahte davranması olarak düşünmek daha doğru. bu tarz insanlara diyor holden; özellikle de rahibelerle alakalı bölümde, teyzesiyle sally'nin annesinin elinde sepetle yardım topladığını hayal ettiği kısımda bu tanım net bir şekilde anlaşılıyor. o kısım dışında şu cümleler de dikkat çekicidir:

    "Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan "Tanıştığımıza memnun oldum." demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız."
    "işin beni mahveden yanı; yanımda oturan kadın, lanet filmin başından sonuna kadar ağladı durdu. film sahtekârlaştıkça o daha da fazla ağladı."

    holden, yalnız kalmak istemez; kitapta görebileceğiniz üzere sıkça yalnızlığından şikayetçidir. okuldan atıldığı zaman, yalnız kalacağı için ağlamaya başlar. alıştığı yerlere, kişilere veda etmek zor gelmektedir. sırf yalnız kalmamak için kişiliğini hiç beğenmediği sally ile takılır. herkes gibi istekleri vardır; bir kız arkadaş ister, seks yapmak ister... sally gibi karakterini sevmediği başka insanlarla da vakit geçirmek ister ama insanların sahte davranışlarına da tahammül edemez ve hep alaycıdır. tüm insanlar kendi (holden'ın) kurallarına göre oynasınlar, sahte olmasınlar ister ama bu gerçekleşmesi imkansız bir istektir. bu yüzden çocukları çok sever. çünkü çocuklar henüz sosyal statü denen şeyin ne olduğundan habersizdir. sosyal ilişkileri elde etmeleri için de olmalarına gerek yoktur. halen masumdurlar ama yetişkinliğe ulaştıklarında onlar da phony olmak zorunda olacaktır. holden onları korumak ister, kitaba adını da veren bir bölümünde hayatta en çok sevdiği kişi olan küçük kız kardeşiyle konuşurken bu isteğinden şöyle bahseder:

    "her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani benden başka. ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. biliyorum, bu çılgın bir şey."

    çavdar tarlası aslında; zaten kendisinin de hiçbir yetişkin olmadığını belirttiği üzere çocukların sahte olmayı öğrenemeyecekleri, sahte olmak zorunda kalmayacakları hayali bir ortam ve holden'in en büyük hayali de çocukların yetişkinlerin dünyasına düşmelerini engellemek.

    holden zeki bir ergendir, iç konuşmalarından göründüğü kadarıyla çok zekice analizler yapar ama düşündüğü şeyleri uygulamada ya da açık açık söyleme konusunda çok pasiftir. bunun temel sebebi ise güçsüzlük/yorgunluktur. bu yorgunluk fiziksel değil zihinseldir. depresyonu ya da tükenmişlik sendromu bulunan kişilerin çok daha iyi bir şekilde anlayabileceği bir yorgunluktur.

    yukarıda da yazmıştım, kendisi yalnız kalmak istemediğinin farkında olacak kadar bilincindedir her şeyin, ama insanlara tahammül edemeyecek kadar da yorgundur. bu yüzden kitap boyunca birbirleriyle çelişen hareketler yapar. kitabın hemen başlarında "inip jane gallagher'a merhaba demeliyim" diye defalarca söyler ama oda arkadaşı bu kadar söylemek yerine neden yapmadığını sorunca yapmamaya karar verir. kendine kartopu hazırlar ama hiçbir şeye fırlatamaz, güzel görünen bir şeyi kirleteceğini düşünür. bir fahişe ile birlikte olmak ister, parasını öder ama yapmamaya karar verir. dua etmek ister ama bir türlü edemez. müzeye girmek ister ama onca yolu teptikten sonra girmemeye karar verir. trenden indikten sonra hemen telefon kulübesine gider, birisine telefon etmek istemektedir. ancak 20 dakika düşünüp kimi arayacağına karar veremedikten sonra kimseyi arayamadan çıkar. aslında aramak istediği kişi hayattaki tek aşkı jane gallagher'dır.

    kitap boyunca birkaç kez jane'i aramak ister, her seferinde "ah be abicim, ara şu kızı artık" deriz. ama holden yapamaz. kendisini ödlek olarak tanımlar ama bana göre ödlek değildir. kavga çıkarmak istemez ama birkaç dolar için yumruk yemekten de korkmaz. böyle durumlarda yumruk yiyeceğini bile bile konuşmaya devam eder. (not: aslında ödlek olduğu anlar da vardır. bu anlar tamamen yapayalnız kaldığını hissettiği ve ölüm korkusunun başladığı anlardır (otelin camından atlamayı düşündüğü kısım, trafikte karşıya geçmeye korktuğu kısım). anksiyetesi tavan yapar böyle anlarda ve vefat etmiş küçük erkek kardeşiyle konuşarak yalnız kalmaz, ama mental rahatsızlık belirtileri gösterir) bir fahişe ile pezevengin önünde ağlamamak için cebindeki tüm parayı vermeye razıdır, ama 5 dolarlık hakkını aramak için pezevenkten yumruk yemeye razı olur. ve ağlar.

    holden, arka plandaki küçük, önemsiz detaylara sık sık takılır, kimsenin üzerinde düşünmeyeceği şeyleri düşünür. fahişenin elbisesini dolaba asarken, ya da kardeşinin mezarına gittiğinde aklında şunlar vardır:

    "elbisesini aldım, gidip dolaba astım. onun bu elbiseyi almak için bir mağazaya gidişini düşündüm, mağazada hiç kimse onun bir fahişe olduğunu bilmiyordu. tezgâhtar herhalde onu kendi halinde bir kız sanmıştı. felaket üzüldüm buna; nedenini de bilemiyorum."

    "yağmur yağıyordu çocuğun başındaki mezartaşına, karnının üstündeki çimlere. her yer sırılsıklam olmuştu. mezarlığı ziyarete gelen herkes deli gibi arabalarına koşmaya başladı. işte bunu görünce deliriyordum neredeyse. bütün ziyaretçiler arabalarına atlayıp, radyolarını açabilirler, yemeğe bir yerlere gidebilirlerdi; allie dışındaki herkes. buna dayanamamıştım"

    allie kızıl saçlı bir çocuk olarak tasvir edilir ve holden'ın sürekli olarak kırmızı avcı şapkası takmasının sebebi olarak da bazı yerlerde bu gösterilir.

    holden, birkaç kez central park'taki göletin donmasından sonra ördeklere ne olduğunu sorar. bunu ilk kez yaşlı hocası spencer'la konuşurken merak eder. sonra iki taksi şoförüne sorar. cidden cevabını merak etmektedir, çünkü sorudaki ördek aslında kendisidir. her taraf buzlarla kaplanmış ve gidecek bir yeri kalmamıştır. dahası; çok sevdiği erkek kardeşi allie, vefat etmiş; abisi d.b. kendisinin deyimiyle hollywood'da piyasaya düşmüştür ve kardeşleriyle fazla ilgilenmemektedir. cevabın toplumdan izole, dere kıyısında bir evde saklı olduğunu düşünür. bu fikrini sally'e açar. sally ile buz patenine gittikleri kısım holden'in dış sesiyle her şeyi dürüstçe ifade edebildiği kısımdır. insanlardan nefret ettiğini, onlardan uzakta bir dere kıyısında yaşamak istediğini, kendisiyle gelip gelmek istemeyeceğini sorar sally'e. sally ise reddeder. mutlu bir ilişkiyi, mutluluğunu başkalarına göstermeyeceksen ne anlamı kalır ki mutlu olmanın?

    holden pek kafaya takmaz. zaten sally ömrünü beraber geçirmek isteyeceği türden bir insan değildir. o kişi, belki jane gallagher olabilir ama ona da asla soramaz. belki de sorsa reddeceğinin farkında olduğu içindir. jane de aslında sally kadar phony'dir ama holden bağlanmıştır nedense.


    kitabın finalinde, gidecek hiçbir yeri olmayan ördek artık hayvan barınağındadır ve buzların erimesini sabırsızlıkla beklemektedir.

    ilginçtir ki, kitabın yazarı hayatının önemli kısmını holden'ın hayalindeki gibi bir kulübede, insanlardan izole şekilde geçirmiştir.


    -- spoiler --


    holden'dan bazı başka alıntılar:

    “Atlıkarınca dönmeye başlayınca onu izledim. Çocukların hepsi altın yüzüğü yakalamaya çalışıyordu, tabii bizim Phoebe de. Lanet atın üzerinden düşecek diye ödüm kopuyordu, ama bir şey söylemedim, bir şey yapmadım. Çocuklar altın yüzüğü yakalamak istiyorlarsa, bırakın yakalasınlar, bir şey söylemeyeceksiniz. Düşerlerse düşsünler. Onlara bir şey demeniz bundan daha kötüdür.”

    “Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın?”

    "oldukça cahilimdir, ama epey okurum."

    "sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."

    “Bana birisi armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum.”

    “Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem”

    "kızlarla olan sorun da bu işte. hoş bir şey yaptıklarında, pek yüzlerine bakılmayacak gibi olsalar da, hatta salak bile olsalar, onlara böyle yarı yarıya âşık oluyorsunuz ve hangi cehennemde olduğunuzu bile unutuyorsunuz."

    "Birdenbire kendimi felaket yalnız hissetmiştim. İçimden neredeyse ölmek geçti."

    "bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?”



    #10328 hcauldfield1932 | 2 yıl önce (  2 yıl önce)
    0eser karakteri