eski antlaşma'nın yaratılış kitabında bahsi geçen topluluk.
"ilahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde nefiller vardı. bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi."
yaratılış 6:4
"nefiller’i, nefiller’in soyundan gelen anaklılar’ı gördük. onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.”
çölde sayım 13:33
her iki ayetin ortak noktası da bu adamların heybetli oldukları yönünde. bunun dışında çok da kendilerinin özelliklerinden bahsedilmiyor. lakin kelimenin kökenine inildiğinde (nfl) "düşmek" anlamı çıktığı için nefillerin tanrı katından kovulmuş isyankar melekler oldukları da düşünülmekte. ayrıca sinoplu aquila da bunlar hakkında "düşmüş" kelimesini kullanmakta.
aslında haklarında epey spekülasyon dolanmakta bu karakterlerin. spekülasyonların sebebi de aslında büyük ölçüde çeviriler.
septauginta çevirisi yapılırken çoğunlukla ibranice kavramların yunanca eşleniği kullanılmış. zaten mot a mot anlamlı bir çeviri yapmak dünya üzerinde mümkün değil. mesela ferhan şensoy'un fransa'da sigara alma sıkıntısı en güzel örneğidir bunun. sen tüm kibarlığınla "bir paket gauloises lütfen" dersin, tekelci anlamaz. ama "bana maviler geçir" diyen adamı anlar. şimdi "bana maviler geçir" diye bir tercüme yapsak, türkiye'de kaç kişi anlar bu cümleyi?
ikinci husus ise yaratılış kitabının yorumlanması.
protestan iken, protestanların "kutsal kitap literal olarak yorumlanır" görüşünü savunuyordum. ama katolik eğitiminden geçince bunun yanlış olduğunun farkına vardım. literal olarak yorumlarsanız sadece yüzeysel bir okuma yaparsınız. ama kutsal kitap metinleri katman katmandır. bir cümlenin 4-5 farklı anlamı olabiliyor. hatta bazen bir kavramın mitoloji üzerinden anlatıldığı bile oluyor. yani evet, yahudi-hristiyan kutsal metinleri mitolojik kavramlara da yer verir. çünkü bu metinler sayfa sayfa gökyüzünden inmedi. tanrısal vahiyle yazıldı. haliyle ortada bir "iletişim" durumu var ve "tanrı insanların mitolojileri üzerinden anlatım yapamaz" diye de bir kural yok. şimdi tanrı, sevgisinin bir sonucu olarak yarattığı ve zeus'a tapan bir adamla yahudilerle iletişim kurarken yaptığı bir iletişim yöntemiyle iletişim kurabilir mi? gauloises örneğinden gidelim. tanrı yahudilere "bana maviler getirin" deyince yahudiler gidip tekelden gauloises alıp tanrı'yı getiriyor olsun. ama yunan adama tanrı'nın "bana maviler getir" demesini anlamaz. belki de ona "bana galyalı kadının tütününden getir" demesi gerekecek.
özet olarak nefillerin hikayesinin anlatılması da boş yere "şurada da mitolojik bir öğe olsun da insanlar spekülasyon üretip dursun." diye kutsal metinler içerisinde bahsedilmiş bir hikaye değil. hikayenin sembolik bir arka planı var.
hepimiz nuh tufanı'nı biliyoruz. çince içerisinde bile tufana dair izler var. yani çin'deki adam bile olaydan uzak kalamamış, bir şekilde dilinde yer etmiş bu olay. işte bu tufan aslında nefillerin eseridir bir nevi.
nefiller insan kızlarını çekici bulup evlenen düşmüş meleklerdir. bu meleklerin düşme sebebi de tanrı'yı reddetmeleri. islam anlatısındaki "adem'e secde etmediler" gibi bir durumları yok. adem'i geçtim, bu varlıkların doğrudan tanrı ile problemleri var. işte bunlar hep sembol. ama "aman canım sembolik işte, değersiz yani" gibi bir sembol değil. bu semboller hayatımızın içerisinde hala olan semboller. düşmüş melekler aramızda varlar ama sembolleri düşmüş melek olmak. yani melek değiller. ama düşmüş meleklerle sembolize ediliyorlar işte.
yani ortada kötü varlıkların iyi varlıklarla evliliği, karanlığın aydınlıkla evliliği var. bu evlilikler de tufana sebep olacak olaylara sebep oluyor. yani insanlar kötülüğe, tanrı'ya karşı savaşmaya meylediyor. bir nevi aden bahçesi'nden ayrıldıktan sonra insanın ruhsal anlamdaki en temel meselesi yani. tanrı'yı sevecek miyiz, yoksa ona düşman mı olacağız?
işte bu insan-nefil evliliği motifi daha sonra kutsal metinlerde hep karşımıza çıkacak olan bir motif.
normalde tanrı'yı izleyen insanların tanrı'yı izlemeyenlerle kan bağı kurmaması gerekiyor. tanrı kayin'i bu sebeple nod topraklarına sürmüştü. bir nevi suç işleyenin toplumdan soyutlanıp ceza çekmesinin prototipi bu olay. bu sürgün sayesinde kayin soyu ile adem soyu karışmadı. kötüler ve iyiler ayrı durdular. ama nefil-insan evlilikleri bu bariyeri kaldırdı. at izi, it izine karıştı. ama anlaşılıyor ki, nuh soyu bir şekilde temiz kalmış ya da tanrı'ya sadık kalmışlar. tanrı'dan lütuf alması da bu yüzden.
bir nevi sisteme reset atmak için de bu tufan gerekti. nefil-insan karışık soyu yeryüzünden silindi ve insanlar tekrar tanrı ile barıştılar. ama bu ilk antlaşma, son antlaşma olmadı ne yazık ki.