ilk mindfullness tekniklerinden biridir hatta buda'nın bizzat icat ettiği, bu sırada erdiği bir meditasyon tekniği olarak anlatılır.
iki ayrı tapınakta 10'ar gün kimseyle iletişim kurmadan tamamladığım bir mevzu olduğundan kendi deneyimlerimi anlatacağım, uzunca bir yazı olacak.
zamanında, yıllardır kayıp olan bir arkadaşım dünyanın öbür ucundan mail attı. özetle "abi sen bu burç, burçak, new age mevzularına gıcık oluyorsun ama ben vipassana diye birşey yaptım, her seferinde aklıma sen geliyorsun, bence var bir hikmeti" diyordu. ciğerimi bilen arkadaşlarımdan biri olduğu için pek bir araştırma yapmadan, internetten aratıp en yakın merkezi aradım. "4 gün sonra yeni kurs başlıyor, yer var" dediler. kız arkadaşımın haklı itirazlarına rağmen senelik izni alıp gittim.
tapınak eski bir devlet yurdundan devşirilmiş. diğer kursiyerlerle beraber yatıyorsun. kiminle yatttığının falan önemi yok. nedenini anlatacağım.
elemanlar adımızı aldı, telefonlarımızı, cüzdanlarımızı aldı. benim hatunun backround ankara- sıhhiye/ ulus o zamanlar, baktım olay çıkartmak üzere o noktada, sarılıp yolladım.
sonra tanıtım toplantısı. aşağı yukarı şunlar söylendi: bu akşam çan çaldıktan sonra, vipassana eğitiminiz başlıyor. çan sessizlik yemininizin başlaması anlamına gelir. çan tekrar çalana kadar:
-konuşmak, işaretleşmek, göz göze bakmak biriyle iletişim kurmak yasak. çok acil ihtiyacınızı hizmetkarlara söyleyebilirsiniz. bunu da hiç yapmamanınızı umuyoruz (bunun dışında daha uzun bir kural listesi var, sona ek olarak KOYARIM) - her akşam bir saat kurs videosu izlenecek ve erkesi gün meditasyonda nelere dikkat etmeniz gerektiği anlatılacak. bunun dışında, kendiniz keşfetmelisiniz. - ilk kursunuzsa sabah kahvaltısı edebilir, akşam çayının yanında meyve yiyebilirsiniz. daha önce katıldıysanız, sadece sahah kahvaltısı edebilirsiniz - kalkış saat beşte. 7 saatlik uyku, yemek, video dışında kalan tüm zamanınızı meditasyon salonunda meditasyon ile geçireceksiniz.
haydaaa. konuşmak yok, okumak yok, radyo zaten yok, egzersiz yasak, başka ibadet yasak. napcaz? meditasyon. çok güzel.
"peki" dedim, "çan tekrar ne zaman çalacak?" millet bir güldü. "10 gün sonra". 10 gün!
evet abi 10 gün duvara bakıp konuşmadan meditasyon yaptık. bu arada tuvalet temizliği, yerlerin silinmesi gibi işler için yemek molandan zaman kullanabiliyorsun. liste halinde yemek salonuna asılıyor. tek okuyabileceğin şey o zaten. millet nasıl atlıyor iş olsun diye...
arada kafayı yiyenler oldu. onu da şuradan anlıyorsun: meditasyon salonunda herkesin yeri belli. ilk gün adını yazıyorlar yere, değişmiyor yerin. millet azalmaya başladı. soramıyorsun da. adamlar azalıyor lan ne oluyor bunlara? 5. gün (ki çoğu kişi burada gitti. benim de contayı yakmam bir gün sonra) solumdaki bir bebe meditasyonun ortasında kafayı daaaan diye taşa bir çaktı. kafayı vurup vurup gülüyor. götürdüler. neyse akşama geldi düzelmişti. benim sıyırmam daha makul. 6-9. günler arası kafamda ibrahim tatlıses'den "bu nasıl sevmek" çaldı. ses sanki seçim otobüsü hoparlöründen geliyor gibiydi.
neyse askerlik anısına dönmesin: 1- reaktif olmamayı bana öğreten olaydır. zaten budizm yaygın kanının aksine "aktif olma" demez, reaktif olma der. hani kavga ederken kavga seni ee geçirmesin hesabı. reaktif olacağım zaman sözlüklere sarıyorum sadece.
2- ilk kursumda bitiremedim. beyin dışarıdan girdi ala ala çöple dolmuş, 8-9 gün yetmedi boşalmasına. çok da bastırılmış mevzu varmış. gelmem gereken yere gelemedim. kurstan sonra her gün devam etsen oluyormuş, onu da yapamadım.
3- çok sorulan bir soru: kurslar bedava. sonunda bağış yağabiliyorsun. yapman beklenmiyor ve göz önünde olmuyor.
4- ikinci soru: türkiye'de denediler, bir nedenle olmadı. bildiğim kadarıyla aktif kurs yok.
ikinci deneyimimi de daha kısa bir yazıyla yazarım.