Püritan Etik anlayışının kapitalizme etkisinin büyük olduğu ve kapitalizmin var olmasındaki öneminin büyük olması varsayımları bir hayli güçlüdür.
İngiltere’de doğan püritan etik Avrupa ve Amerika kıtasında 16. Yy ve 18. Yy. arasında görülmüştür. Max Weber’e göre püritanizm dolaylı yoldan da olsa kapitalizmin gelişmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Çünkü püritanizm çok çalışmak/çok üretmek buna karşılık, tutumlu olmakla kendisini sembolize eder. Püritanizmde; iş/meslek, dini bir yüceliğe sahiptir ve sıkı çalışmak kutsanmıştır. Bu sayede tembelliği hoş görmeyen püritanizm, çalışma ve üretimi adeta bir ritüele dönüştürmüştür. (Güngör, Cilt 7: 16).
Kapitalizm bir bakıma bu anlayış üzerinde ilerledi. Geleceği; tasarruf yapma ve üretimde gören kapitalizm, zamanla halkın da boş zaman olgusunu tüketim anlayışında bulmasına yol açtı. Buna rağmen üretim araçlarını elinde bulunduran kesimin refah düzeyinin diğer bireylere göre anormal artışını fark eden bazı kuramcılar sömürülme anlayışına karşı çıktı. Bunlar sosyalizm, sendikacılık, anarşizm, feminizm vb. akımlarla ortaya çıktı ve bu akımlar toplumsal yapıda değişikliğe gidilmesini istediler.
Kapitalist anlayışın üretim faktörlerini bir araya getirmesi kolaylaşınca ve dolayısıyla yoğun üretime geçmesi ile birlikte püritan etik anlayışında esnemelere yol açtı. Çünkü kapitalizm herkesi içine alacak bir tüketim toplumu yaratmaya başlamıştı. Bu yüzden püritan etiğin çalışmayı öven ve aylaklığı reddeden yapısının aksine kapitalizm; aylaklığı ve hazzı ön plana çıkarmaya başladı.
Kapitalizm zamanla, statülerin soy aktarımından gelmesi algısını esneterek bunun yerine, mesleki beceri ve mevkiyi, bilgi ve beceriyi, ayrıca tüketim çılgınlığını ortaya koyarak hedonist bir anlayışa doğru geçiş yaptı. Bu sayede boş zaman olgusu değişerek kapitalizmin kendi kendisini sürdürmeye yönelik değişimi devam etti.
Kapitalizm bir yandan çalışmanın sıkıcı olduğunu empoze ederek, bir yandan da çalışma hayatı dışında sosyal aktivite ve alanlar inşa ederek bunları pazarlamaya başladı. Yani; kapitalizm hedonist bir anlayış ile boş zaman olgusunu tekrar tanımladı. Böylece bireyler çalışma hayatından arta kalan zamanları tüketimden yana kullanarak boş zamanlarını doldurmaya başladılar. Bu boş zaman doldurmak; bireylerin kendi çizdikleri sınırlar içerisinde dilediğini yapması olarak söylenebilir. Fakat o sınırları da kapitalizmin çizdiğini söylemek yanlış bir tespit olmayacaktır.