evine göre değişir. ehi ehi. şaka değil, evden ne anladığınıza, evi kiminle paylaştığınıza göre değişir.
öncelikle "ağırlık kaldırmadan güçlenilmez" inancına değinelim. elbette bir noktadan sonra, ağırlıkla yapılmış vücut, ağırlıksız yapılmıştan farklı görünür, farklı yönde gelişir. burada anahtar nokta "bir noktadan sonra". muhtemelen o noktada değilsiniz. özellikle kilolu arkadaşların tek ihtiyacı olan şey vücut ağırlıkları. büyük bir endüstri, belki %10 farkettirecek şeyleri büyüyüttükçe büyütüyor, işin -satılamayan- %90'ını asla vurgulamıyor.
inanmayan, amerikan yüksek güvenlikli hapishanelerine baksın. yaygın kanının aksine son 20 senedir hapishanelerden ağırlıklar kaldırılıyor. o tipler o vücutları şınavla, burpee ile, squatla yapıyor. şunu bırakayım yani evde ille şu kadar yer lazım, bu kadar alet lazım diyenlere "neden?" diye sormayı ihmal etmeyin. bu konuda destan yazmış ross enamait gibi büyük üstadlar var.
şimdi "evine göre" kısmına gelelim: biliyorsunuz aynı evde yaşayan kadınların adet döngüleri bir süre sonra senkronize olur ya da sıralı hale gelir. insanın hormononel aktivitesi yaşadığı ortam ve kişilerle çok ilgili. bu konunun sosyal yönü hakkında why leaders eat last diye bir pop kitap var, onu da yazacağım sonra. bazı çalışmalara göre, hapishanelerde yüksek testesteron ve stres sahibi üyelerin arasında kalan bireyin vücudu, bu ortam etkisini taklit ediyor. testestreon seviyeleri yükseliyor, kortizol daha etki salınıyor. ortamda alfalık kavgası, can korkusu var çünkü.
yani evinizde arkada vıy vıy kardeşiniz ağlıyor, ananız "kalk fasülye kır" diyorken odanıza kapanmak, odaklanma kabiliyetinize göre, gerçekten spor salonundan daha az etkili olabilir. benzer şekilde, ocak ayında, her set arası 6 playlist dizen, 14 şubat dedin mi gelmeyi bırakacak hımbılların arasında spor salonunda çalışmak, tersine etki yapabilir.
nerede spor yaparsanız yapın, psikolojik ortamınızı sağlam hazırlayın derim yukarıdakilerin ışığında.