bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
vaftizimin üzerinden bir hafta geçti. bir haftadır resmi olarak katoliğim. şimdiye kadar da iki adet efkaristiya aldım.
aslında protestan olarak vaftiz olmuştum. ama bazı konularda protestanlarla ters düşünce, hayatımda yaşaığım bazı olayların da etkisiyle, katolik kilisesi'ne bir gideyim dedim. 3-4 yıl süren bir eğitim süresi sonrasında nihayet vaftiz olabildim.
aslında baba, oğul ve kutsal ruh adına vaftiz edildiğim için yeniden vaftiz edilmem gerekmiyordu. ama bir takım şaibeli durumlar sebebiyle ben yeniden vaftiz istedim. zaten kilise defterinde de bu durum belirtiliyor.
bu başlık altında da katolik olarak yaşadıklarımı, düşündüklerimi falan yazmayı planlıyorum. amacım kesinlikle misyonerlik değil. sadece kafamı boşaltmak. belki biraz da insanlar katolikler türkiye'de nasıl yaşıyormuş onu gösteririm. -
bugün ilk günah itirafımı gerçekleştirdim.
öncelikle şu sahne gibi olmadığını belirteyim. türkiye'de galiba yokluktan ötürü böyle yapılmıyor. daha çok şunun gibi bir sahne gerçekleşti.
ben sadece itiraf ediyoruz, peder ilgili duaları okuyor, sonra da gidiyoruz zannediyordum. ama bir kefaret gerekiyormuş. ben de kefaret için bir mum yaktım ve 51. mezmur 'u okudum. belki peder benim günahlarımı o kadar büyük bulmadığı için böyle ucuz yırtmış olabilirim.*
bir de ayinde mezmurları okuma görevi hep bana veriliyor bu aralar. galiba okuyuşumu beğeniyorlar.* -
instagram'da takip ettiğim bir hırvat katolik hanım vardı. sürekli amerikalı sevgilisi "alex"ten bahsedip dursa da, arada ilginç şeyler paylaştığı için takibi bırakmıyordum.
neyse, bu hanım geçenlerde papa franciscus sapkın bir papa olsa da papalığından bir şey yitirmeyeceğini falan yazmıştı.
bugün de "nikahımızı sspx rahipleri kıyacak" mealinde bir hikaye paylaşmış. sspx ise marcel lefebvre isimli başepiskoposun kurduğu bir rahipler cemiyeti. 1975'te dönemin papası papa vi. paulus bu cemiyetin faaliyetlerini sıkıntılı olarak görmeye başlamış ve bir ültimatom vermiş cemiyete. ama marcel lefebvre bu ültimatomu önemsememiş ve kafasının dikine gitmeye devam etmiş. bir yıl sonra, bu sefer dönemin papası papa ii. ioannes paulus kenara çekip konuşmuş. ama adam yine bildiğini okumuş. tabii adam iki tane papayı önemsemeyince ii. ioannes paulus da adamı aforoz etmiş. sspx içinden bir grup da vatikan'a sadık olduklarını belirterek sspx'ten ayrılmışlar ve fssp'yi kurmuşlar.
sonuç olarak, vatikan tavrını biraz daha yumuşatmış olsa da, sspx çok da papalık kurumunu ciddiye alan bir oluşum değil.
neyse, konuyu getirmek istediğim yer şurası; ben bu "muhafazakar katolik"ler kadar ikiyüzlü bir grup görmedim. bunlar yüzünden ben kendi muhafazakarlığımdan utanıyorum bazen. ben de muhafazakarım, o da muhafazakar. ama nasıl oluyorsa birimiz ruhsal konulara daha çok önem verirken, diğerimiz daha dünyevi işlere kafa yoruyor.
tamam ben de 7/24 ruhsal durumumu düşünmüyorum. ben de günah işliyorum. ama katolikliğimin görünüşte kalmaması için de epey çaba sarf ediyorum.
kilise içinde ciddi anlamda kimse ne yaptığını bilmiyor aslında. bu sebepten ötürü bazı kişiler ortodoks kiliseleri tercih ediyor.
mesela geçenlerde kilisemize gelen bir ziyaretçi bana "ben aslında katolik kilisesi'ni pek sevmiyorum. ortodokslar bana daha ruhsal geliyor." dedi. katolikler politik işlere bulaşmayı çok sevdiğinden dışarıya katolik kilisesi'nin ruhaniliği yansıyamıyor ama bence biz de ortodokslar kadar ruhaniyiz.*
en nihayetinde şu sonuca varabiliriz:
dindar geçinen insanlar çok da dindar olmayabilirler. önemli olan kişinin tanrı ile arasındaki ilişki.
malesef ruhsal konularda, çoğu zaman atgözlüğüyle hareket etmek gerekli. diğer insanların eylemlerine takılırsak, işin içinden çıkamayız. bu durumun tek çözüm yolu bu. kilise içinde herkes dindar olduğunu iddia ediyor. ama önemli olan birey ve tanrı arasındaki ilişki. gerisi boş. -
"εν αρχη ην ο λογος και ο λογος ην προς τον θεον και θεος ην ο λογος"
yeni antlaşma'da tüm kelimelerini anladığım ilk yunanca cümle oldu. yunanca gramer bilgim sıfır olsa da kelime bilgilerimle çözebildim. şimdi geriye diğer cümleler kaldı. -
kilisede ayini beklerken pakistanlı olduğunu düşündüğüm birisi ziyarete geldi.
benden kilise hakkında bilgi alırken "ben mülteciyim, beni fransa'ya gönderebilir misiniz?" dedi. ben de kilisenin diplomatik bir misyon olmadığını, bunu fransa elçiliğiyle knuşması gerektiğini söyledim. "ama başka kiliseler mültecilere yardım ediyor" dedi. ben de bunun o kiliselerin meseleleri olduğunu, o halde gidip oralardan yardım istemesi gerektiğini söyledim.
mutemelen pek hoşlanmadı bu cevaptan. çıkıp gitti.
bir de yaz günü süveterle gezmesi çok garip geldi bana. gömlek bile çok geliyor bana... -
hırvatistan'da bir düğün geleneği var. gelin ve damat düğün sırasında bir çarmıh taşıyorlar ve rahip onlara "siz artık birbirinizin çarmıhısınız" diyor. sonra gelin ve damat çarmıhı öpüyor ve o çarmıhı eve götürüyorlar, evin uygun bir yerine koyuyorlar.
sonra türkiye'deki kadın-erkek ilişkilerini düşündüm ve "acaba gerçekten rahip mi olmam gerekiyor?" dedim kendi kendime.
ama rahip olmaktan çok korkuyorum. çünkü bir kadına aşık olma tehlikesi her zaman olacak benim için. -
Koca ankara'da pelür kağıdı bulamıyorum.
Çince kaligrafi çalışmalarımı ya uzak doğuya gidene kadar erteleyeceğim ya da aliexpress'ten fahiş vergiler ve nakliye bedelleri karşılığında alacağım...
Neşen bu ülkede sevdiğim şeyleri yapamıyorum? -
kiliseye gelen ziyaretçiler arasından bazen çok ilginç kişiler çıkıyor.
bugün bir abla geldi mesela. dominik cumhuriyeti'ndenmiş kendisi. burada elçilikte çalışıyormuş. babası da diyakonmuş. hayatımda ilk defa bir dominikli gördüm, ne diyeyim.* -
ne kadar doğru bilmiyorum, ama galiba kilisemize artık ermenilerin gelmeme sebebi türk katoliklerin sayısının artmasıymış.
ilk başta "yahu olur mu öyle şey?" diyordum da, geçenlerde bir ermeni hanımın selamımı almaması üzerine ben de şüphelenmeye başladım bu işten. hakikaten böyle saçma şey olur mu? -
çingeneleri pek sevmem. yaşam tarzları, inançları vs bana çok uzak.
ama avrupalı çingenelerin keman müziklerine bayılıyorum. bu tür müziklerden esinlenilerek yapılmış müziklere de.
bir de sanırım tıpkı çingeneler gibi, müzikleri de hindistan kökenli galiba. belki de gerçek "hint-avrupalı"lar aslında çingenelerdir ve "hint-avrupa" müziği de çingenelerin müziğidir.
red violin - the gypsies
youtu.be/...
şu sahnede çalan müziği de ilk başta çingene müziği zannetmiştim. ama sonradan hint müziği olduğunu öğrenmiştim. iki müzik ekolü de birbirine ne kadar benziyor...
neyse madem o kadar çingene dedik, girdinin sonunu da çingeneler gibi uzun süre avrupa gettolarına mahkum kalmış olan yahudi halkının bir üyesinden bir çingene müziğiyle kapanışı yapalım:
www.youtube.com/...
belki de benim hristiyan olduktan sonra müziği bu kadar çok sevme sebebim de bu insanlarla aynıdır. insan ne kadar ötekileştiriliyorsa, içine kapanık hale geliyorsa o kadar müziğe sarılıyor. -
bugün tesadüf eseri çok ilginç bir şey öğrendim.
normalde ben meryem ana sunağında mum yakar ve önce
"Selam sana, Allah’ın en sevgili kulu Meryem,
Rab seninledir.
Kadınların en mübareği Sen’sin
Ve mübarektir Sen’in evladın İsa."
der, kendisine iletmek istediklerimi iletir ve ardından
"Aziz Meryem, Allah’ın annesi,
Biz günahkârlar için
Şimdi ve ölüm saatimizde dua eyle. Amin."
şeklinde duanın tamamını bitirirdim.
meğer benim yaptığım şey zaten katoliklerin çok eskiden beri yaptığı bir uygulamaymış.
-- spoiler --
The centre of gravity in the Hail Mary, the hinge as it were which joins its two parts, is the name of Jesus. Sometimes, in hurried recitation, this centre of gravity can be overlooked, and with it the connection to the mystery of Christ being contemplated. Yet it is precisely the emphasis given to the name of Jesus and to his mystery that is the sign of a meaningful and fruitful recitation of the Rosary.
Pope Paul VI drew attention, in his Apostolic Exhortation Marialis Cultus, to the custom in certain regions of highlighting the name of Christ by the addition of a clause referring to the mystery being contemplated. This is a praiseworthy custom, especially during public recitation. It gives forceful expression to our faith in Christ, directed to the different moments of the Redeemer's life. It is at once a profession of faith and an aid in concentrating our meditation, since it facilitates the process of assimilation to the mystery of Christ inherent in the repetition of the Hail Mary.
- Pope St. John Paul II, Rosarium Virginis Mariae, par. 33.
www.vatican.va/...
-- spoiler --
-- spoiler --
201. The custom of making an insertion in the recitation of the Hail Mary, which is an ancient one that has not completely disappeared, has often been recommended by the Pastors of the Church since it encourages meditation and the concurrence of mind and lips.
Insertions of this nature would appear particularly suitable for the repetitive and meditative character of the Rosary. It takes the form of a relative clause following the name of Jesus and refers to the mystery being contemplated. The meditation of the Rosary can be helped by the choice of a short clause of a Scriptural and Liturgical nature, fixed for every decade.
www.vatican.va/...
-- spoiler -- -
grafiker değilim ama biraz uğraşarak şöyle bir şey yaptım bugün iş yerine çinli satışçılardan mail beklerken:
www.deviantart.com/... -
bugün günah itirafında bulunmak amacıyla kiliseye gitmiştim. itiraf sakramentini aldıktan sonra, gelen giden çok oluyor diye kilisede kaldım. çünkü kiliseye hizmet etmeyi seviyorum. tabii peder de durumdan memnun.* adamın diğer işlere daha çok vakti kalıyor. zaten gelen giden de öyle pederlik ziyaretçi olmuyor. sanki bir tarihi esermiş gibi kiliseye bir bakıp çıkıyor. arada da beni turist rehberi zanneden insanlar olabiliyor tabii.*
bugün gelen gidenler arasında kültür bakanlığı'ndan gelen bir kafile de vardı. grubun lideri bir bürokrat sanırım. başkent kültür yolu festivali'ni organize eden kişi mi, kişilerden mi tam anlayamadım. öyle bir adam işte. yanında da 20 kişi falan var. adam demez mi, "haydi bize anlat" diye.
yahu teoloji sorusu sorsalar bu kadar terlemezdim herhalde. kilisedeki vitraylardan sadece 2-3 tanesi hakkında detaylı bilgiye sahibim. geri kalan azizlere de pek işim düşmemiş olacak ki, haklarında çok malumata sahip değilim. neyse dilim döndüğünce bir şeyler anlattım.
neyse ki adamın birisi "ben şu azize therese de lisieux'yü merak ettim, anlatır mısınız?" dedi. içimden "işte bu be!" dedim. bu sefer soru bildiğim yerden geldi.* pek sevgili küçük terezamızın hayatını detayıyla anlattım.
neyse ben en iyisi şu azizleri falan bir ezberleyeyim. yarın bir gün yine birisi sorar, promptersız kalan lider gibi kalakalırım ortada.* -
blog açtım:
bohemyatinilari.blogspot.com/... -
çok genç yaşlardan beri rock müzik sevdalısı olmama rağmen (mor ve ötesi ile şebnem ferah sağolsun), elektro gitar öğrenmek için saatlerimi harcamama rağmen, gruplarda çalma imkanı bulmama rağmen, okul festivalinde çalmama rağmen bir gün bunu söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama black sabbath dinledikten sonra rock müzik dinlemeyi bırakma kararı aldım.
aslında bir süredir bu konuda bir gelgit yaşıyordum ama black sabbath beni ikna etti. rock müzik de, tıpkı jazz gibi şeytani bir pagan ibadet müziği.
tabii "gidin rap dinleyin" demiyorum. rap de rock müziğin laciverdi. blues vs hepsi aynı bunların. gülşen vs de aynı yolun yolcusu. sonuç olarak popüler müziklerin büyük bir bölümü şeytani işlere alet oluyor.
"boomer" diyebilirsiniz bana bu sözlerimden ötürü. ama bunu derken rock müzik geçmişimi de yabana atmayın. rock müziğe az da olsa katkı sundum ben.* ona rağmen bırakıyorum. -
interaktif sözlükler ve sosyal medya ile olan ilişkimi azaltarak bitirmeyi planlıyorum. zaten çoğu kişinin düşündüğünün aksine bir kilise görevlendirmesi ile bu mecralarda değilim.* tamamen kendi kişisel zevkim.
sebebine gelecek olursak, bilgi kirliliğinin beni aşırı derecede rahatsız etmesi diyebilirim. işin kötü yanı bu mecraları okuyan milyonlarca insan var ve bu bilgi kirliliğini sanal ortamda bırakmayıp gerçek hayata da taşıyorlar. neyse ki asosyal biriyim de çok fazla bilgi kirliliğiyle dolaşan insan çıkmıyor karşıma.*
bu sebeple de buraya bir süre ara vereceğim. belki fikrimi değiştirirsem tekrar gelirim. -
ofisimize gelen bir çek satışçı sağolsun, dini inancım ofiste ifşa oldu.* lan o kadar konu var türkiye hakkında konuşulacak, adam bula bula din konusunu ortaya attı. "namaz kılıyor musun?" diye sorunca "katoliğim ben" dedim ve ardından derin bir sessizlik yaşandı.*
neyse çok fazla tepki almadım çok şükür. patron hala "seninle bir katedrale gidelim" şeklinde şakalar yapıyor falan ama 1-2 güne unutulur diye umuyorum. din konusunu konuşmayı çok sevmiyorum çünkü.
yalnız adamla hristiyanlık üzerine epey sohbet ettik. adam ateist ve hristiyanlık hakkında bildikleri de basmakalıp şeyler (avrupalı olsa bile evet). ben de kilisede aldığım eğitimim sayesinde adama mini bir kutsal kitap dersi verdim. adamın tepkisi "bana bunlar hiç söylenmedi ki..." oldu.*
eğitim şart.* -
apple music'in 2022 raporuna göre en çok dinlediğim parça şu olmuş.
tabii bu liste şaibeli biraz. çünkü bach'ın lavta suitlerini genelde kitap okurken dinliyorum. o sebeple en çok bu parçanın dinlenmiş görünmesi normal. bence bu sene en çok şunu dinledim ki bu da ikinci sırada zaten.
askerdeyken de nedense şuna sarmıştım.
yalnız o değil de, 1500 şarkı dinlemişim... vay be... -
jordan peterson, aslında hukuk sistemlerinin kan davalarını önlemek amacıyla çıktığını savunuyor. suç işleyen kişinin toplumdan tecrit edilmesi de, kişinin "ne yaptım ben?" deyip tövbe etmesi için diyor.
mantıklı bir tez gibi görünüyor da, hapse giren de iflah olmuyor ki be jordan amca... gerçi türkiye'de hapse bile girmiyor insanlar suç işlediklerinde ya neyse... -
kiliseye o kadar elimde keman çantasıyla gittim, klasik müzikle ilgilendiğimi istanbul'daki cemaat üyeleri bile biliyor, ama kiliseden birisi "sen de noel'de keman çalmak ister misin?" demedi ya la...
neyse zaten reddedecektim büyük ihtimalle. çünkü kiliseye hangi noelde gittiysem ısınma sorunu vardı. zaten bir tane kemanım var, onu da soğuk havada heder etmeyeyim.
ama insan yine de sorar... bir kişi be, bir kişi... -
İnsanın sevdiğiyle sarılması, öpüşmesi, koklaşması güzel de, evlilik bağı yoksa bunları geçtim aşırı samimi konuşmalar bile Hristiyanca bir davranış değil. Ne yazık ki yaşadığımız çağ ise bunların yapılması gerektiğini dikte ediyor adeta.
"Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrı’nın iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin."
-romalılar 12:2 -
hani üniversitelerdeki bölümler için "x ekolünde" derler ya, mesela hacettepe konservatuvarı için bartok-hindemith ekolündedir derler, bu aslında kiliseler için de geçerli. geçen gün onu fark ettim.
mesela ortodokslar kilise için terapötik tedavi merkezi derler. aslında bu sadece ortodokslar için geçerli bir durum değil. havarisel kilisler hakikaten de ruh için bir terbiye, eğitim, tedavi merkezi.
ama işte bu durum katolik kilisesi'nde rahibin hangi tarikattan olduğuna göre değişiyor diye düşünüyorum. mesela benim rahibim cizvit ve türkiye'de de zaten katolik pederler cizvit ağırlıklı. bu sebeple de yönlendirmeleri hep cizvitlerin uygulamaları üzerinden oluyor. bu da loyolalı aziz ignatius'un öğretileri demek oluyor.
mesela her günah itirafına gittiğimde pederim aziz ignatius'un ilgili günah konusundaki uygulamalarını anlatıyor. pasyonist* olsa aziz paolo della croce veya başka pasyonistler üzerinden örnek verecekti.
elbette sonuç olarak tüm bu tarikatlar katolik. hepsi aynı doktrin ve dogmaya inanıyor. hepsi tek bir papa'ya ve tek bir kilise'ye bağlı. o sebeple tarikatlar konusunda ayrım yapmak pek mantıklı değil. ama herkesin yakın hissettiği bir tarikat oluyor işte. mesela ben pasyonistlere daha yakın hissediyorum şahsen. tabii cizvitler de doğu asya dillerine hakimiyetim sebebiyle bana göz kırpıyor ama, orası ayrı.*
tabii bu tarikatler sadece rahipler için. seküler kişiler bu tarikatların uzantılarına üye olabiliyorlar en fazla ki onlar da dernek gibi bir şey. mesela "pasyonistlere gönül verenler derneği" gibi.* -
dün episkopos hazretleri sayın massimiliano palinuro erken bir noel tebriği için kilisemize geldi. güzel bir gün geçirdik kendisiyle. kendisini yine her zamanki cömertliğiyle çok güzel hediyeler getirdi. hediyelerden benim payıma düşen şu güzel tespih oldu:
i.ibb.co/...
ayinden sonra kendisi biraz katolik olmak için eğitim görenlerle vakit geçirmek istedi. ben de gözlemci olarak sohbete katıldım.
hristiyan olmak isteyenlerin çoğunun sadece müslümanların davranışlarına bakarak hristiyan olmak istemeleri bana biraz temelsiz geldi açıkçası. belki benim neslimden hristiyan olmak isteyenlerin çoğunlukla hristiyan teolojisi üzerinden hristiyanlığa geçmeleri bunda etkilidir bilemeyeceğim.
onlar "müslümanlar şöyle, müslümanlar böyle..." derken açıkçası içimi huzursuzluk kapladı. çünkü "hristiyanlar şöyle, hristiyanlar böyle..." demek de mümkün. tanrı'ya giden doğru yolu insanların davranışları üzerinden mi bulacağız, yoksa tanrı'ya bakarak mı?
işte ben bunları düşünürken episkopos hazretleri de araya girdi ve benim düşündüklerimin aynısını söyledi.*
elbette, bir ağaç meyvelerinden tanınır. orası ayrı. portakal ağacı dikip elma bekleyen insan ahmaktır. ama bir yandan da hepimiz insanız. hepimizin hataları olabilir. bu sebeple örnek alabileceğimiz pek fazla insan yok aslında dünya üzerinde. eğer ulaşmak istediğimiz tanrı ise, o zaman tanrı'ya odaklanmaktan ve tanrı merkezli bir hayat yaşamaktan başka bir çözüm yolumuz yok. -
güzel bir noel kutlaması oldu bugün.
pbs.twimg.com/...
sanırım imanlı değildi, ama bir şancı hanım vardı bugün. mozart aryaları falan söyledi. hoş oldu. görüntü almak yasak olmasa alırdım.*
imanlı olmayıp da gelenler daha azdı bugün. sanırım 3-5 kişi falan vardı. galiba ayinin akşam olması bunda etkili. ama önceki yıllarda daha çok misafir gelirdi. ama ermeniler kapalı bir toplum, ben de çoğuyla hala bir bağ kuramadım. o sebeple de ayini beklemek sıkıcı geldi biraz.* bazıları "sönük geçti" falan diyor ama bilemedim. bence güzeldi. -
bugün kiliseye ziyarete gelen bir gruptan çok hoşnut kaldım.
tabii her zamanki gibi kiliseyi müze zannedip gelenler vardı. ama ziyaret saatlerinin sonuna doğru bir grup tarih öğrencisi geldi. çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
bir de bir iletişim fakültesi öğrencisi geldi. onunla da israil ve israil'de hristiyanlara yapılan zulüm üzerine konuştuk biraz.
hep böyle misafirler gelse keşke...