-
yazar adayı olduğum şu an yazacak bir şey bulamıyorum. :) -
doğum günümde kendime pasta alıp çayla beraber gömüyorum ve gün boyunca küçük emrah moduna giriyorum. geçen sene 64 liraya pasta alıp isyan etmiştim bu sene 150 tl olmuş :) -
insanların yüzlerini göremiyorum. -
çevirilere güvenmediğim türkçe çeviri kitap okumama şiarı edinmiş olsam da, bazen dayanamayıp alıyorum bu kitapları...
hem de öyle az miktarda falan da değil, resmen talan ediyorum kitapçıyı. bağımlı mıyım neyim, anlamadım ki... -
son günlerde keman çalışmak epey angarya geliyordu. sırf derslere verdiğim para boşa gitmesin diye çalışıyordum. sadece kemandan değil, avrupa sanat müziği'nden de epey uzaklaşmıştım. sebebini günlerce düşündüm bunun.
anladım ki, aslında ben kemana ve onun temsil ettiği kültüre epey yabancıyım. avrupa'dan çok asya ile ilgileniyorum çünkü. evet, hristiyan olmama rağmen avrupa'ya ilgim sıfır.
bu sebeple şimdi "erhu falan mı öğrensem acaba?" diyorum.* ya da bambu flüt falan. -
artık ekşi vs. de dahil türk sitesi okumayacağım. zaten oldukça azaltmıştım, haber vs. asla takip etmiyordum, son damlayı da sıkayım.
dünyanın en sinirli toplumu haline geldiğimize dair bir araştırma vardı. doğru galiba. sitelerde tüm yorumlar sataşma, küçük görme, hakaret ve küfür üzerine gidiyor. en alakasız konuda kişiliğe saldırıyor insanlar. eskiden vatan millet konularının altında olurdu, artık yemek tarifinin altında oluyor.
gerek yok bu kadar gergin ortamlarda gün geçirmeye. -
ben ne güzel kendimi klasik müziğe vermiştim, nereden aklıma esti "ya bu gitar da boş yere duruyor evde, boş yere durmasın. az gitar da çalayım" demek... şimdi kemanın zorluğundan kaçıp gitara koşuyorum. olmadı bu...
bu aralar eskiden sevdiğim rock şarkılarını dinleme sebebim de bu gitar olayı aslında.
rock müziği bırakma sebebim ise hayat görüşümle dinlediğim şarkılar arasındaki makasın açılmasıydı. şu aralar ise gündelik hayatın akışına uyabilecek hristiyan şarkıları bestelemeye çalışıyorum.
bir x kişisinin seks hayatını dinlemektense, bir hristiyanın yaşadığı tecrübeleri dinlemeyi tercih ederim şahsen. ama işte bu tarz şarkılar yok. kimse yazmamış. ya ilahi bestelemişler ya da seküler şarkılar. ama mesela bir hristiyanın düşünce dünyasına dair hiç şarkı yok. ciddi anlamda büyük bir boşluk aslında.
hristiyanlar da 7/24 ilahi dinleyen insanlar değil. arada bizim de hristiyanca seküler şarkılara ihtiyacımız oluyor. -
aslan yelesi saçlı, bas gitar çalan kadınlara takıntılıyım. -
aşırı zengin insanlardan nefret ediyorum -
Eskiden derdimi sıkıntımı yabancı arkadaşlarıma anlatırdım. Sonra fark ettim ki onlar kendi yaşadıkları ülkeye göre çözüm üretiyorlar.
Aileme anlatsam kafamı keserler.* o sebeple artık konuşmaktan çok yazmakla, okumakla geçiyor günlerim.
Zaten yakında sosyal medya hesaplarımı kapatacağım gibi. Entelektüel bir çaba içindeymiş gibi görünen insanların ağır saçmaladığına şahit oldum zira. -
"seçim şansı verilse çin'de mi yaşarsın abd'de mi?" şeklindeki sorulara "çin" cevabı tek benim herhalde.
valla yaşarım lan... zaten işten eve-evden işe hayatım var. en kötü evde de kaligrafi falan yaparım.
galiba "fabrikalarda yatıyorlar" tarzı olaylar epey eskide kalmış. daha geçenlerde şöyle bir olaya şahit oldum:
Çin halk cumhuriyeti/#4995
-
15 yıllık kahve makinemi attım. Hediyeydi, boşanan bir aile dostu vermişti. Her yanı bozuldu, çatladı, artık can verdi hayvan. Evimdeki en eski eşya. Maddeye bağlanılmaz ama aşklar gördü, bundan kahve içerken boşanmaya karar veren ablalar gördü, işten atılmalar, sertifika sabahlamaları, breaking bad'in hepsini...
Elveda terminatör'üm! Bozuk saat ayarınla gecenin dördünde bozuk değirmenini avaz avaz çalıştırıp "aha geldirler" diye yatakta yüreğime indirmelerini bile özleyeceğim. -
çoğu insanın aksine, ekonomik sebeplerden değil, tamamen ailemden ve akrabalarımdan kurtulmak amacıyla yurtdışına göç etmek istiyorum.
bu sebeple ilk tercihim ulaşılması zor lokasyonlar ve avrupa'daki akrabalarıma yakın olan orta avrupa ülkelerinden mümkün mertebe uzak ülkeler.
yemin ederim güney kutbuna, grönland'a bile razıyım. yeter ki gidebildiğim bir katolik kilisesi ve okuyabileceğim bolca kitap olsun göçtüğüm ülkede.
gerçi şimdi aklıma geldi, grönland kanada'ya yakın. kanada'da enişte var benim. grönland'ı da eledim.* -
bu hayat böyle gider mi diye çokça düşünüp çelişkiler yaşadığım şu sıralarda buraları boş bıraktığım doğrudur. bazı insanlarla tanışmasaydım kesinlikle hippi olur çıkar giderdim. şu sıralar yine çokça düşündüğüm bir yaşam tarzı olsa da bencillik olarak düşünüp geri adım atıyorum. salınıp duruyorum. -
eskiden genelde terk edilen veya reddedilen taraf ben olurdum. sonra bu reddeden taraf ben olmaya başladım. artık uzun süren yalnızlıktan dolayı mıdır nedir, şimdilerde de "s****ler..." deyip terk eden ben oluyorum.
ne güzel giden ilişkim vardı. ta ki karşı taraf kontrolü eline almaya çalışıncaya kadar.
kusura bakmayın da "s****ler..."... -
tanrı'ya kızgın olduğum çok konu var.
en basitinden türkiye'de doğmam bile tanrı'ya olan öfkemin en büyük sebeplerinden. diğer tüm sorunlarımın temelinde yatan da bu aslında. belki başka ülkede doğsam tanrı'ya bu kadar kızgın olmazdım galiba. ama o zaman da tanrı'yı tanımazdım.
işte tanrı ile aramda böyle tuhaf bir ilişki var. bazen çok öfkeleniyorum. ama sonra bu öfkemden pişman oluyorum.
yahu koskoca tanrı, senden neden nefret etsin? şu duygunun, "almanya bizi kıskanıyor yeenim" diyen adamdan ne farkı var? hadi diyelim senden nefret etti, çok daha farklı işkence metodları mevcut.*
işte yeri geldiğinde de böyle saçma sapan vehimlere kapılıyorum.
çok şükür; yhwh, zeus gibi de olabilirdi. o zaman işte talih konusunda odisseus ile yarışırdım galiba.
yalnız o değil de birçok konuda odisseus ile aynı denenmelerden, maceralardan (metaforik olarak. yoksa tek gözlü dev görmedim, calypso'ya seks kölesi olmadım.) geçiyorum. sonu hayrolsun.* -
bir süredir romantik ilişkiler konusunda bir şeyler yazmak istiyordum ama uygun başlığı denk getiremedim. şöyle bir içimi dökesim var.
türkiye'deki kadınlarla pek uyuşamıyorum. bugüne kadar çok reddedildiğim de oldu, çok reddettiğim de. bu redlerin sebebi de çoğunlukla dini inanç faktörü oluyor zaten. sırf bu sebeple feldt grace'in neredeyse klonu olabilecek bir hatunu bile reddettim. tabii reddettikten sonra içim kan ağladı. ama yapacak bir şey yok.
askere gidip gelene kadar bu konuda çok depresiftim zaten. daha önce beni başka sözlüklerde takip etmiş olanlar da bilir bunu. millet el ele tutuşup çiftler halinde gezerken çok özeniyordum. "benim neden sevgilim yok? bana neden almıyorsunuz?" diyemiyordum tabii devlet bahçeli'ye ve aileme . çünkü ailemle de bu din meselesi yüzünden aram açıktı ve hala aram açık. annem askere giderken çok sevinmişti bu sebeple. beni döve döve müslüman yapacaklarını zannediyordu kadıncağız.* sonra tabii tsk'nın seküler yapısının akp'ye rağmen korunduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı kadın. artık akp, tabanında nasıl bir algı yarattıysa ciddi ciddi ülkenin şeriat kanunlarıyla yönetildiğini zanneden insanlar var. bir de üniversite mezunu ikisi de... neyse bir şey diyemiyorum...
tabii askerde istanbul'a karşı sigara yakacak ve düşünecek zamanlarım oldu. özellikle haftasonları. meditasyon (hristiyan meditasyonu, budist falan değil. aman diyeyim...) ve dua konusunda askerliğin bana çok faydası oldu diyebilirim. zaten incil'de de mesih isa romalı bir yüzbaşının* imanını över.
-- spoiler --
İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Ya Rab” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.”
İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi.
Ama yüzbaşı, “Ya Rab, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir; köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.”
İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim. Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.”
Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi.
Ve uşak o anda iyileşti.
matta 8: 5 - 13
-- spoiler --
işte askerlik sağolsun, beni bir mgtow'a evriltti. ciddi anlamda bir türk kadınıyla evleneceğimi düşünmüyorum. çünkü ne kadar sonradan birisi din değiştirse bile, davranışlar ve kültür o kadar kolay değişmiyor. bunu kilisede de gözlemleme şansım oldu. ermeni kadınlarla sonradan hristiyan olan türk kadınlar arasında bariz bir karakter farkı var. çünkü o kadınlar hristiyan çevrede büyümüş ve bir geleneği miras almışlar. sonradan hristiyan olanların çok azında bir hristiyan geleneğine göre yaşama alışkanlığı var. çoğunluk yine üç aşağı beş yukarı eski hayatını devam ettiriyor.
benim farklı olma sebebim ise benim zaten yıllar boyu asosyal olmam ve çevreden bir şeyler kapmamamdı muhtemelen. bir de çoğunlukla yabancı edebiyatla haşır neşir olmam az çok bana bir hristiyan geleneği ve düşünce yapısı için altyapı oluşturmuş. mesela bratya karamazovi'nin üzerimdeki etkisi büyüktür. bunun yanında hristiyanlığa ilgi duyduğum günlerden itibaren sürekli hristiyan literatürüyle içli dışlı olmam, ilk sevgilimin lise eğitimini hong kong'da katolik lisesinde okuması falan inanç altyapımı zenginlştiren şeyler oldu. ama şartlar gereği protestan doktrinasyonuna maruz kalmam, teolojk açıdan biraz kör-topal bıraktı beni sanırım. benim hristiyan olmaya karar verdiğim yıllarda katolik kilisesi türklere pek sıcak bakmıyordu. z kuşağı bu açıdan biraz daha şanslı.
hal böyle olunca, ben de çeşitli dua gruplarından tanıdığım bazı hanımlarla yazışmaya başladım. ama ya ilişkiler çok değişti zamanla, ya da ben yıllardır yalnız kaldığım için ilişki dinamiklerini unutmuşum.
mesela internetten flört ettiğim hanımların hepsi benden hediye istedi. oysa benim bildiğim hediye öyle istenen bir şey değildir. hediyeyi hediye yapan beklenmedik olmasıdır diye biliyorum ben. zaman içinde hediyenin tanımı değiştiyse bilemem.*
işte böyle olunca da "lan yoksa bu katolikler de mi iyice menfaatçi oldu?" diye düşünmedim değil. ama bu ilişkiler konusunda yapacağım şey, uygun aday çıkıncaya kadar beklemek olacak. çıkmaması da muhtemel. ama hayat ilişkilerden ibaret değil. öğreneceğim çok dil, okuyacağım çok kitap var. bir de tabii keman var. -
bundan yıllar yıllar önce, henüz tazecik bir katolik adayıyken "polonya'nın başı derde girerse, gönüllü asker yazılırım!" demiştim. tabii o zamanlar rusya'nın saldırma olasılığı yoktu. biraz hamasi davranmışım.
neyse, söz ağızdan bir defa çıkar. rusya ve polonya savaşırsa mecburen gönüllü olarak başvuracağım. polonya beni alır mı, almaz mı orasını bilemem ama. -
instagram platformunda "yurtdisihayati" kullanıcı adlı hesabın bir paylaşımı: www.instagram.com/... . Bu paylaşımın altına gelen bir yorum ve o yorumun altında devam eden konuşmalar: i.ibb.co/... , i.ibb.co/... .
Bugüne kadar internet âleminde böylesi aşağılık, mide bulandırıcı zihniyetlere çok nadir denk gelmişimdir. İşin en trajikomik kısmı ise çok yüksek ihtimalle ikisi de yurt dışına yerleştiği için kendini kültürlü, ahlaklı, aydın vesaire sanıyordur. Ülkede yurt dışında yaşamayı gerçekten hak eden fakat imkânsızlıklar yüzünden bunu gerçekleştiremeyen bir sürü güzel insan varken bunlar gibi soytarıların bunu gerçekleştirebiliyor olması... İnsanlık için üzücü. "Hayat" denen şey böyle bir şey işte. -
bu aralar pederin internet sitesinin ardını topluyorum hep. adam "yahu sen de windows açığı arayan hacker gibi sürekli açığımı mı arıyorsun?" dese yeridir.*
adam fransız olunca oluyor tabii hatalar, yapacak bir şey yok. -
Bir hediye aldım ama sana yollayamadığım için kendim kullandım.. Aslında yollayabilirdim ama kabul etmeyeceğini düşündüm. Sağlık olsun -
yaşadığım en kötü yıl 2023 olacak muhtemelen. 2022'nin sonlarına doğru bazı konularda çok umutlanmıştım ama 2023'ün ilk haftasında yaşadıklarım sağolsun tüm umutlarımı alıp gitti...
podrostok'un esas oğlanı, arkadaşının tabancası olduğunu görünce "insan tabanca sahibi olur da intihar etmez mi?" tarzı bir şey diyordu. ertesi gün de arkadaşı intihar ediyordu. bu sebepten ötürü tabancam olmadığı için mutluyum.* -
Eski günlerimi özlüyorum. Çok uzak değil bundan 4 5 ay öncesini.. Mutluydum. Bir haberdim ne olduğundan. -
şunu anladım ki; japonundan ermenisine, türkünden lehine, ingilizinden şililisine kadar tüm genç hristiyan kadınlar amerikalı eş istiyor. amerikalı değilseniz ya köpek çekiyor ya da kendilerini lütuf olarak görüyorlar. -
"Kimseyi engellemeyeyim. Lüzumsuz bir davranış." diye düşünüyordum da aslında öyle değil. Uzun zamandır aklımdaydı bu, zamanı bugünmüş meğer. Zaten toplamda 8-9 kişinin yazdığı bir ortam, buna rağmen kendini zorla engelletmek güzel bir başarı. O 8-9 kişiden sadece 2-3'ü takip edilmeye değer, bu da ayrı bir konu.